Firmalardan
Banat, ilklere imza atıyor
Banat, bugün 8 bin metrekare alan üzerinde inşa edilmiş, en ileri teknolojilerle donatılmış tesislerinde ‘ağız bakımı’, ‘kişisel bakım’, ‘ev bakımı’ ve ‘endüstriyel ürünler’ olmak üzere 4 farklı grupta üretim yaparken Avrupa, Asya, Ortadoğu, Amerika ve Balkanlar’da toplam 42 ülkeye de ihracat gerçekleştiriyor.
Banat’ın eski ve köklü bir marka olmasının yanı sıra tecrübesini, yeniliklere ve gelişmeye açık vizyonu ile birleştirerek sürekli büyüdüğünü söyleyen Genel Müdür Önder Kaya, “Ülkemizin bir numaralı diş fırçası üreticisi olarak da pazardaki lider konumumuzu sürdürüyoruz. Banat’ın bu başarısı, Nielsen’in adetsel diş fırçası satışları üzerinde yaptığı araştırmada ortaya çıkan rakamlarla kanıtlanıyor. Buna göre Banat, Türkiye genelindeki diş fırçası satış adeti dağılım oranıyla pazarın öncüsü durumunda bulunuyor. Yıllık satış ortalamasında da Banat yüzde 23’lük bir oranı tutturmuş olmasıyla liderlik başarısını perçinliyor” dedikten sonra şunları söyledi:
“Dünya standartlarında 400’ü aşkın ürüne imzamızı atıyoruz. Ağız bakım ürünleri kategorisinde diş fırçasının yanı sıra ara yüz temizleyicileri ve diş macunu ürünleri bulunuyor. Kişisel bakım ürünleri kategorisi ise çok çeşitli saç fırçaları, taraklar, sakal fırçaları ve ıslak temizlik mendilleri gibi ürünlerin yanı sıra piyasaya son olarak sunulan ‘Şey’ markalı prezervatifleri kapsıyor.
Ev bakım ürünleri kategorisinde çeşitli amaçlara yönelik temizlik fırçaları, plastik ürünler, temizlik bezi, süngerler ve ovucu fiberleri, temizlik mop ve aparatları, çöp torbaları, çeşitli özelliklere sahip temizlik eldivenleri, klozet kokuları, cam ve yer silecekleri yer alıyor.
Endüstriyel ürün kategorisinde ise temizlik bezi, süngerleri ve ovucu fiberleri, çöp torbaları, folyo streç filmler ve zemin temizleme ekipmanları bulunuyor.”
Ar-ge’ye ve müşteri memnuniyetine büyük önem verdiklerini kaydeden Banat İç Satış ve Pazarlama Yöneticisi Yalçın Kaynak, “Bu yüzden de teknolojiye büyük kaynak aktarımı yapıyoruz. Özellikle de tasarım alanında ödül almış birçok özel ürünümüz var. Örneğin; 3 komponentli diş fırçalarımız, yeni seri özel tasarım diş fırçalarımız, 3 komponentli temizlik fırçalarımız, 4 komponentli oto yıkama fırçalarımız bunlardan bazıları. Yeni temizlik serimizde de ‘ergonomi’ ve ‘kullanım sırasında eşyalara maksimum özen gösterimi’ özellikleri ön plana çıkarılarak, önemli detaylara yer verildi. Piyasaya yeni sunduğumuz Acrobat da, dünyada bir ilk! ‘Fırçalar Düzende Hijyen Zirvede’ sloganıyla satışa sunduğumuz Acrobat’ın en önemli özelliği, özel sap tasarımıyla bardağa takılabilmesi. Acrobat, bu patentli tasarımı sayesinde kenarına takıldığı kap veya bardakta düzenli bir şekilde duruyor; diğer diş fırçalarına temas etmiyor. Bu da hijyenik açıdan güvenli bir kullanım sağlıyor” dedikten sonra şu bilgileri verdi:
“Acrobat diş fırçası, fırçaların bardak içindeyken maksimum hijyenin sağlanması konusundaki çalışmalar sonucunda ortaya çıktı. Tüketicinin sorununa çözüm getirdi ve dünyada bir ilk olarak tescilli bir ürün oldu. Aldığımız güzel geri dönüşler ise gerçekten mutluluk verici.
Acrobat diş fırçası, esnek boyun yapısı ile fırçalama sırasında diş ve dişetine basıncı azaltarak, rahat bir fırçalama da sağlıyor. Özel profil kıl kesimi ile dişleri derinlemesine temizliyor ve diş taşlarının oluşmasını engellemeye yardımcı oluyor. Uçları özel olarak yuvarlatılmış naylon 6.12 kılları ise diş ve dişetinin zedelenmesini önlüyor.
Acrobat’ın diğer fırçalarla karışmayı engelleyen bir özelliği de, farklı renklerdeki saplarının farklı meyvelerin kokularını taşıması. Mavi saplı Acrobat nane, pembe çilek, sarı muz, turuncu portakal ve yeşil sap elma aromalarıyla, tüketici için hoş alternatifler oluşturuyor.
Yeni temizlik serimizde de ‘ergonomi’ ve ‘kullanım sırasında eşyalara maksimum özen gösterimi’ özellikleri ön plana çıkarıldı ve detaylara yer verildi.”
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
