Firmalardan
Grand Pera, ”eski ile yeninin mükemmel bir armonisi”
JLL EMEA Yeme-İçme Danışmanlığı Lideri Doughty’ye göre, Grand Pera, eski ile yeninin mükemmel bir armonisi.
Yeme-içme sektöründe dünyaca ünlü pek çok markaya danışmanlık yapanJLL EMEA Yeme-İçme Danışmanlığı Lideri Jonathan Doughty, “Beyoğlu Yeniden” konseptiyle hayata geçirilen Grand Pera’da sektör profesyonelleriyle buluştu. Emek Sineması’nda gerçekleştirilen etkinlikte Doughty; alışveriş ve yeme-içme sektörü ilişkisini, geçmişten bugüne yaşanan değişimleri ve dünyadaki trendleri anlattı. JLL Türkiye Ülke Başkanı Avi Alkaş ve Grand Pera Genel Müdürü İhsan Salar’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen davette misafirler, restorasyonu kısa süre önce tamamlanan, 1883-1918 yılları arasında en görkemli günlerini yaşayan ve sonrasında kaderine terk edilen 1. sınıf tarihi eser niteliğindeki Cercle d’Orient binasını, açılıştan önce görme imkânı buldu.
Konuşmasında, alışveriş ve yemek ilişkisini “mükemmel evlilik” olarak tanımlayan Jonathan Doughty, yeme-içme alanlarının alışveriş merkezleriyle nasıl bir uyum içinde olması gerektiğini anlattı. Doughty, “Yeme-içme sektörü, EMEA bölgesinde ve özellikle Türkiye’de güçlenerek gelişiyor. Bu bölgede AVM’lerdeki yeme-içme alanları son 10 yılda m2olarak neredeyse iki katına çıktı. Önümüzdeki 5-10 yıl boyunca da bu trendin devam etmesini bekliyoruz. Bu eğilim önemli bir potansiyel anlamına geliyor ancak gastronomi markalarının asla unutmaması gereken noktalar var. Bu yeni dünyada; sunduğu deneyimle hafızalarda iz bırakan, albenisi ve bir kimliği olan, orijinal ve en önemlisi ‘arzulanan’ unsurları içeren ve perakendenin ritmiyle bütünleşerek mağazaların ihtiyaçlarına cevap verebilen yeme-içme alanları farklılaşacak.” dedi. Alışveriş ve yemeğin evlilikle benzeşen yolunu anlatan Doughty, “Mekân, ilk buluşmada hayranlık uyandırmalı, ziyaretçiler bir daha gelmek istemeli ve kusursuz bir deneyimle sadakat sağlanmalı.” dedi.
Doughty sözlerine şöyle devam etti: “Herkes iyi bir yeme-içme deneyimi yaşamak ister. AVM sahipleri bunu sağlamak için, hem perakende ve yeme-içme markaları hem de ziyaretçilerle yoğun iletişim halinde olmalı, her birinin ne istediğini bilerek hareket etmeli. Tüm tarafların birbirinden beslenebilmesi, sürdürülebilirlik için çok önemli.” Trendlerin önünde olmak, buluşma noktası olabilecek sosyal alanlar yaratmak ve her zaman taze kalabilmek için çok çalışmak gerektiğini belirten Doughty, Grand Pera’nın, dünya tarafından tanınacak kalite ve özellikte bir yer olacağını vurgulayarak, “Özellikle Senfoni Orkestrası konserinden çıkanların gözyaşları içinde kalacağına bugünden bahse girebilirim…” diyerek sözlerini tamamladı.
Etkinlik mekânı olarak Grand Pera’yı tercih eden JLL’e teşekkür eden Grand Pera Genel Müdürü İhsan Salar ise “Bu keyifli sohbet, Beyoğlu’na yeni bir soluk getireceğine inandığımız Grand Pera’ya çok yakıştı. Eski ile yeninin mükemmel armonisi Grand Pera’da; Cercle d’Orient binasının görkemi ve zarafetiyle birleştirilmiş çağdaş mimari, sadece İstanbullulara değil, dünyaya da bir model sunacak. Bu zarafeti lezzet kalitesiyle buluşturarak, yabancı konuklarımızı da düşünerek ‘Food Lounge’ olarak tanımladığımız gastronomi katında eşsiz bir yeme-içme deneyimi sunacak. Kültür ve sanata değer veren, İstanbul’u hissederek yaşayan, seçkin bir gastronomi kültürüne sahip olan yaklaşık 25 milyon ziyaretçiyi, her yıl Grand Pera’da ağırlayacağız. Bu sohbeti gerçekleştirdiğimiz Emek Sineması’nda, Anadolu Ateşi gibi etkileyici gösterilerin yanı sıra İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Devlet Opera ve Balesi gibi eşsiz sanat kurumlarının gösterilerine ev sahipliği yapacağız. Özel tiyatrolarla birlikte, kamuya ait tiyatroların sergilediği oyunlar da Grand Pera’da yer alacak. Giriş katındaki Madame Tussauds Müzesi ise Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek, her yaştan ziyaretçiye keyifli bir deneyim sunacak. Müzede, tarihi ve kültürel kahramanlar ile geçmişten bugüne sanat, spor ve siyaset dünyasından yaklaşık 60 ünlü isim yer alacak. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde tarihi bir gezintinin de yapılabileceği müzede, Türkiye’den birçok ismin yanı sıra çok sayıda uluslararası müzik, spor ve film yıldızı da görülebilecek. Grand Pera, İstanbul’un yeni cazibe merkezi olacak.” dedi.
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
