Firmalardan
“Nebim ile üretim ve operasyonel verimliliğimizi artırıyoruz”
Ayaydın-Miroglio Grup, yurt içinde 242, yurt dışında 48 mağazasıyla İpekyol, Twist ve Machka markalarıyla 10 ülkede ürünlerini satışa sunuyor.
Ayaydın-Miroglio Grup, üretimin tamamının tek merkezde gerçekleştirildiği, 17.000 metrekarelik alan üzerine, 473 çalışan ve 3,8 milyon dakika/ay artabilen kapasitesiyle ülkenin ilk entegre hücresel üretim sistemi ile yapılandırılmış kadın hazır giyim fabrikası kurmuş ve dünyanın en prestijli mimarlık ödüllerinden biri olan Aga Khan Mimarlık Ödülü’nü 2010 yılında Türkiye’ye kazandıran ilk ve tek yapı olmuş.
İpekyol Üretim Müdürü Demet Ayverdi, Nebim Üretim’de Operasyonel Verimlilik ile ilgili görüşlerini şöyle paylaştı:
Üretim sürecinizde Nebim Üretim ile operasyonel verimliliği nasıl sağlıyorsunuz?
Verimlilik takibinde Nebim ile iş birliği süreci altında sadece bireysel verimlik ya da performansı değil, bant verimliliği, fabrika verimliliği ve performansı, stok yönetimi ve verimliliği gibi birçok farklı ucu verimliliğini takip edebiliyoruz. Bu analizlerle birlikte operasyonda katma değer yaratan / yaratmayan adımları inceleyerek operasyonel verimliliği, kalite performans ve verimliliği gibi birçok noktada veri alabiliyor ve analiz edebiliyoruz.
Projeyi hayata geçirirken karşılaştığınız zorluklar ve bu zorlukları nasıl aştığınızdan bahsedebilir misiniz?
Nebim bu projede yoldaşımızdı ve artık üretimle iç içe geçmiş durumdayız. Proje geçiş aşamasında çok büyük bir kâbus hatırlamıyorum doğrusu. Aslında proje geçiş süreçleri bir ikna sürecidir. Tüm yeni sistemler başlarda kabullenilmekte zorlanılır. Ancak Nebim Üretim proje geçiş sürecinde işimize kolaylaştıran en önemli şey Nebim ekibinin sadece yazılama hâkim olması değil, üretime de hakim olması ve aynı dili konuşabiliyor olmamızdı. Genelde bu tür süreçlerin tasarımında en büyük handikap karşınızdaki ekibin üretim dilini bilmemesi, sizin de yazılım dilini bilmemenizdir. Bu durumda da istekleriniz aslında orta kulvarda birbiri ile örtüşmez ya da yanlış anlaşılır. Süreç de buna göre tasarlanır ve uygulamada sıkıntılı olur. Ama Nebim’de böyle bir şey yaşamadık. Yani bizim üretim ekibimiz tarafından bir süreç tasarlandı, bu sürecin yazılımsal tarafı da Nebim tarafından tasarlandı ve Nebim bunun üzerine üretim süreçleriyle ilgili önerilerle gelebildi. Yani sizin üretim ekibinizin tasarladığı sürece olumlu katkılar sağlayacak öneriler ile gelebildi. Bu sebeple, birlikte keyifli ve verimli bir proje geçiş süreci yaşadı.
Verimlilik takibi yaparken, makine ile geçen zaman, elde geçen zaman, ortak zaman gibi çeşitli etüt verilerini sistemde tutup, model operasyon listelerini hazırlayıp bunların bantlardaki hareketlerinin takibini yapıyoruz. Sizin de oradaki yaptığınız analizlerden birçok farklı aparat türü makine geliştirdiğinizi, hatta oradaki operasyon sürelerini azaltacak makinalaşmayı da yaptığınızı hatırlıyorum.
Uygulamanın size kattığı en önemli faydalardan bahsedebilir misiniz?
Sizin de dile getirdiğiniz gibi ek aparatlar geliştirebiliyoruz. Ayrıca İpek çalışanlarının emekleri ile ARGE merkezi de olduk. Bire bir makine yapıyoruz. Burada da yine verinin konuşması önemli oluyor tabi. Sistem katma değersiz adımların, israfların neler olduğunu gösteriyor ve burada da aslında darboğaz noktalarını çok net görebiliyorsunuz. Böylelikle iyileştirme yapmanız, aparat tasarlamanız ya da üzerine ARGE yapmanız çok kolaylaşıyor. Ben açıkçası sistemleri bir yardımcı, yoldaş, arkadaşa benzetiyorum.
Nebim Üretim ile şu an birebir canlıda anlık olarak stok, adet, bant, operatör gibi tüm verimliliği görebiliyorum. Bunların olmadığını düşündüğümde o zaman kâbus. O zaman yönetmesi çok zor. Veri size sürecin yönetim şeklini göstermeyebilir ama doğru konuşturduğunuzda süreci nasıl yönetmeniz gerektiği ile ilgili çok sağlam bir ışıktır. Şu an veriyi tam anlamı ile istediğim şekilde alabiliyorum, istediğim şekilde hamur gibi oynayıp farklı noktalarda farklı bileşenlerle birleştirebiliyorum Nebim buna izin veriyor. Kullanıcı dostu. Böylelikle aslında güzel bir ışık olabiliyor.
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
