Firmalardan
Plastik sektörü İKMİB ile yeni pazarlara açılıyor
2015 yılında ülke ekonomisine 13 milyar dolar katkı sağlayan sektör; dünyanın pek çok ülkesine ihracat gerçekleştiriyor.
Üretim gücü ile dünya ekonomisinde önemli bir yeri olan Çin ekonomisinde yaşanan olumsuz gelişmeler tüm küresel piyasaları etkiliyor. Şimdiye kadar dünya ekonomisinde lokomotif görevi gören Çin’in bundan böyle küresel ekonomiyi frenleyen bir ülke olmasından endişe ediliyor. İhracattaki rekabet gücünü artırmak için Yuan’da devalüasyona giden Çin ekonomisindeki bu değişikliklerin doğuracağı yeni fırsatları değerlendirmek isteyen Türk plastik firmaları, Chinaplas Fuarı’na katılarak Asya pazarındaki gelişmeleri yerinde izledi.
Dünya plastik sektörünün kalbinin attığı Chinaplas Fuarı’nda, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) ve PAGDER’in (Plastik Sanayicileri Derneği) ortak milli katılım organizasyonuyla 10 plastik firması yerini aldı. Bireysel katılımlarla birlikte 13 firma Uzakdoğu’nun en büyük plastik buluşmasında ülkemizi temsil etti. Plastik mamül ve makine, ekipman üreticilerinden hammadde şirketlerine kadar plastik üretim zincirinin farklı halkalarından firmalara ev sahipliği yapan Chinaplas Fuarı, her yıl Guanghzou ve Şanghay ile dönüşümlü olarak yapılıyor.
Türk plastik sektörü son yıllarda ulaştığı yüksek büyüme rakamları ile Avrupa’nın en büyük ikinci dünyanın ise en büyük 6’ıncı üreticisi konumunda. Otomotivden elektrik elektronik sektörüne, ambalajdan inşaat ve yapı sektörüne, tekstilden sağlık ve medikal endüstrilerine kadar hemen hemen her alanda kullanılan plastikler, geçtiğimiz yıl 15,5 milyar dolarlık kimya ihracatında 5,3 milyar dolarlık ihracatla ilk sırada yer aldı. Aynı dönemde miktar bazındaki ihracat ise yüzde 4,5 artışla 2,2 milyon tona yükseldi. 2015 yılındaki plastikler ve mamülleri ihracatında Irak 496,2 milyon dolarlık ihracatla başı çekerken Almanya, Birleşik Krallık, İran, İtalya, Rusya Federasyonu, İsrail, Azerbaycan-Nahcivan, Fransa ve Romanya ilk 10’da yer alan diğer ülkeler oldu.
Kimyanın en önemli alt sektörlerinden plastikler ve mamülleri, 2016 ilk çeyrekte gerçekleştirdiği 1 milyar 245 milyon dolarlık ihracat ile liderliğini sürdürdü. Bu dönemde miktar bazında yapılan plastikler ve mamülleri ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre miktar bazında yüzde 7,4 artarak 543 bin tona ulaştı. 2016 yılının Ocak-Mart döneminde plastik sektörünün ihracatında ilk 10’da yer alan ülkeler: Almanya, Irak, İtalya, İsrail, Birleşik Krallık, Fransa, İran, Romanya, Bulgaristan ve Mısır olarak sıralandı.
İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akyüz, “İKMİB olarak dünyanın en önemli plastik sektörü fuarlarından Chinaplas’a 5. kez milli katılım organizasyonu düzenlemekten büyük mutluluk duyuyoruz. PAGDER işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz organizasyon sayesinde Türk firmaları dünyanın farklı bölgelerinden binlerce ziyaretçi ile iletişim kurma ve sektörü tanıtma fırsatı yakaladı. Uzakdoğu plastik mamül ihracatında maalesef olması gereken noktada değil. Örneğin; Çin plastik ihracatında 23,2 milyon dolarla 46. sırada. Vietnam’a yaptığımız plastik ihracatı ise geçtiğimiz yıl sadece 5,3 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu bölgede önemli fırsatlar olduğuna inanıyoruz. Firmalarımızın yeni gelişen Asya ve Uzakdoğu pazarlarına odaklanması ihracatımızın artışı ve pazar çeşitliliğinin sağlanması bakımından önem taşıyor” dedi.
Küresel istikrarsızlıkların sektör ihracatına etki ettiğini dile getiren Murat Akyüz, “2015 yılı tüm sektörlerimizde olduğu gibi kimyadan en fazla ihracat payı alan plastik sektörü açısından da zordu. Tüm bu zorluklara rağmen sektör firmalarımız ihracatlarını artırmak ve yeni pazarlar kazanmak için var güçleri ile mücadele etti. Global ekonomide devam eden yavaşlama, Çin ekonomisinden gelen düşük büyüme rakamları ve dünya ekonomisi üzerinde yarattığı baskı, içinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanan kaos ve istikrarsızlığın bir türlü sona ermeyişi gibi bir çok gelişme ihracatçılarımızı zorlamayı sürdürüyor. Tüm bunlara rağmen moralimizi bozmadan yolumuza devam ediyoruz. Plastik sektörümüz gerek üretim gerekse ihracatta büyüme trendini artırarak sürdürecektir” diye konuştu.
Firmalardan
Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor
Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.
Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.
Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.
Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.
Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi
Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.
Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.
Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.
Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.
Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.
Firmalardan
Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım
Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.
Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz. Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu
Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
Firmalardan
Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara
Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.
Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”
Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor
Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.
Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor. Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.
Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”
