Sosyal Medya Hesaplarımız

Firmalardan

Yıllık kişibaşı 20 kg kanatlı eti tüketiyoruz

Editör
Ender Abalıoğlu
Abone Ol:

Besd-Bir’in raporuna göre, 18 – 24 yaş aralığındaki tüketicilerin, 45 yaş ve üzerindekilere kıyasla tavuk etini daha sık tüketiyor.

2012 yılında tutarı 110 milyon TL’yi bulan yeni Lezita tesisini de açarak, grup şirketleri ile birlikte toplam faaliyetleri kapsamında yüzde 30 oranındaki büyüme ile 1 milyar 250 milyon TL ciro elde eden Abalıoğlu Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Ender Abalıoğlu, sektöre yönelik öngörülerini açıkladı. 2012 yılının sektör için verimli bir yıl olduğuna değinen Ender Abalıoğlu, “Türkiye’nin kişi başı yıllık kanatlı eti tüketimi 2012 yılı sonunda 20 kilogramlara ulaştı. Piliç eti üretiminin 2025 yılında 3.4 milyon tona ve kişi başı tüketimin de 35 kg’lara ulaşması bekleniyor. 2012’de ise sektör miktar olarak yüzde 6 oranında büyüyerek, ülkemizin, dünya piliç eti üretiminde 8. sıraya yerleşmesine katkı sağladı. Tavuk eti tüketiminde ilk sırada yer alan gençler, sektörün büyük bir ivme ile büyümesini sürdüreceğinin en önemli göstergesi” dedi.

Türkiye kanatlı eti ihracat rakamlarının son 20 yılda büyümesini sürdürdüğünü vurgulayan Ender Abalıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye, kanatlı eti ihracat miktarı 1990 yılında 575 ton seviyelerindeyken, 2000 yılında 10.522 ton, 2010 yılında 140.373 ton; 2011 yılında ise 234.995 ton olarak gerçekleşti. 2012 yılında ise bu rakam 304.881 ton düzeyine ulaştı. 2011 yılında piliç eti ihracat tutarı bir önceki yıla göre yüzde 86 oranında artarak, yıl sonunda 386 milyon dolara ulaştı. 2012 yılında ise 304.881 ton ve 529.351 milyon dolar ciro gerçekleşti. Kısa vadede ihracatın da 600 bin tona çıkacağı ve 1,2 milyar doların üzerinde bir ihracat rakamına ulaşılacağını tahmin ediyoruz.”

Sektördeki trendler hakkında bilgiler veren Abalıoğlu, Besd-Bir’in raporuna göre, 18 – 24 yaş aralığındaki tüketicilerin, 45 yaş ve üzerindekilere kıyasla tavuk etini daha sık tükettiğini söyledi. Rapora göre; tüketicilerin satın alma kararında en büyük rolü son kullanma tarihinin üstlendiğini ve yüzde 60’ının marka sadakatine önem verdiğini de belirten Ender Abalıoğlu: “Tavuk eti tüketen her 10 kişiden 6’sının, reyonda tercih ettiği tavuk eti ve ürünü markasının yanında daha düşük fiyatlı başka bir marka olması durumunda tercihi değişmiyor. Bu da tüketicinin marka bilinirliği ve güvenilirliğine verdiği önemi gösteriyor. Tavuk eti satın alırken tüketicinin en çok dikkat ettiği noktalar; son kullanma tarihi, marka, fiyat, ambalaj ve deri rengi olarak sıralanıyor. Tüketicilerin yüzde 84’ü satın almaya karar verdiği ürün çeşitleri arasından son kullanma tarihine göre en yeni olanı seçiyor. Tüketicilerin yüzde 70’i tavuk etini mangalda yemeyi tercih ediyor. Mangaldan sonra tavuk en çok yemeklere katmak ve fırında pişirmek şeklinde tüketiliyor” dedi.

 

Ekonomik ürün

Tavuk eti tüketenlerin bu et çeşidini tercih etme nedeninin Ocak 2013 döneminde değişiklik gösterdiğini vurgulayan Ender Abalıoğlu, “Ağustos 2012 tarihli Besd-Bir verilerinde, tavuk etinin birinci tercih nedeni sağlıklı olması idi. Ocak 2013 tarihli raporda tüketiciler, tavuk etini, diğer et çeşitlerine göre daha ekonomik olması nedeniyle tercih ettiklerini belirtiyor. Bu bilgi de bize, ülkedeki ekonomik gelişmeler sebebiyle tüketicinin daha fazla fiyat odaklı hale gelebileceği ve tüketim alışkanlıklarını bu doğrultuda değiştirebileceği ifade ediyor” dedi.

 

Yoğun iş ve okul temposu pratik ürünlere yöneltiyor

Ender Abalıoğlu, ileri işlenmiş ürünlerin tüm dünyada son yıllarda çok hızlı bir büyüme gösterdiğine, köyden kente göç ve evdeki çalışan sayısının artmasının tüketicileri, hazırlaması kolay pratik ürünlere yönlendirdiğine dikkat çekti. Pazarda giderek yoğunlaşan rekabet koşullarında farklılaşmak için gelişen tüketici eğilimlerine hızlı yanıt vermenin büyük önem taşıdığını söyleyen Abalıoğlu: “Yoğun okul ve iş temposu dolayısıyla tüketiciler, daha pratik ve çeşitliliği bol ürünlere yönelmiş durumda. Kent yaşamında farklılaşan tüketici alışkanlıkları, çalışan sayısında ve hazır gıda tüketimindeki artışa paralel olarak, ileri işlenmiş ürün grubu satış rakamımız 2010 yılında bir önceki yıla göre yüzde 38 oranında büyüyerek 6 bin 550 tonlara çıktı. 2012 sonunda bu rakam 9 bin tona ulaştı. 2013 yılında ise %50 büyüme ile 13 bin 500 ton olarak gerçekleşmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Firmalardan

Güvenlik teknolojilerinde yeni dönem başlıyor

Editör

Yazar:

Güvenlik teknolojileri ve iş zekâsı çözümleri entegratörü Securitas Technology, İstanbul Kavacık’taki genel merkezinde gerçekleştirdiği basın buluşmasında, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik alanındaki etkilerini ortaya koyan Securitas Technology 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu’nun detaylarını paylaştı. Securitas Technology Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Top, güvenlik teknolojilerinin artık yalnızca riskleri yönetmekle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda kurumlara operasyonel verimlilik, sürdürülebilirlik ve stratejik değer kazandıran entegre sistemlere dönüştüğü vurguladı.

Yapay zekânın güvenlik operasyonlarında yarattığı dönüşüme dikkat çeken Top, “Bugün kurumların yüzde 70’i güvenlik programlarında yapay zekâdan yararlanıyor. Yapay zekâ sayesinde güvenlik operasyonları reaktif yapıdan çıkarak proaktif bir modele evriliyor. Anomali tespiti, video içi arama ve öngörüsel analizler sayesinde riskler henüz gerçekleşmeden belirlenebiliyor. Bu da kurumlara hem hız hem de stratejik karar alma avantajı sağlıyor” dedi.

Top, özellikle GenAI destekli uygulamaların önümüzdeki dönemde güvenlik süreçlerini daha da akıllı ve otonom hale getireceğini ifade etti.

Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise “Güvenlik artık yalnızca bir koruma katmanı değil; iş süreçlerine değer katan stratejik bir unsur haline geldi. Biz de Securitas Technology Türkiye olarak, müşterilerimizin yapay zekâ, bulut ve entegre teknolojilerden maksimum fayda sağlamasını hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde odağımız; yenilikçi çözümlerle kurumların operasyonel verimliliğini artırmak, çalışan ve ziyaretçi güvenliğini en üst seviyeye taşımak ve iş sürekliliğine katkı sağlamak olacak” diye konuştu.

Yapay zekâ ile daha akıllı güvenlik yönetimi

Yapay zekâ destekli çözümler artık güvenlik sektörünün temel bileşenlerinden biri haline geliyor. Video analitiği, makine öğrenimi ve veri işleme teknolojileri sayesinde güvenlik sistemleri yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; aynı zamanda olayları yorumlayabiliyor, riskleri sınıflandırabiliyor ve olası tehditleri erken aşamada tespit edebiliyor.

Bugün plaka tanıma, yüz tanıma, nesne takibi, alan yoğunluğu ölçümü ve davranış analizi gibi birçok uygulama aktif olarak kullanılıyor. Özellikle anomali tespiti yapan sistemler, olağan dışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyerek güvenlik ekiplerinin daha hızlı aksiyon almasına yardımcı oluyor.

Video içi arama teknolojileri ise binlerce saatlik görüntünün manuel olarak incelenmesi ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Belirli bir kişi, araç ya da olay, saniyeler içinde filtrelenebiliyor. Yapay zekâ destekli raporlama sistemleri de olay kayıtlarını analiz ederek önceliklendirilmiş risk haritaları ve aksiyon önerileri sunabiliyor.

Bu dönüşümün en önemli etkilerinden biri ise güvenlik anlayışındaki paradigma değişimi. Yeni nesil sistemler yalnızca yaşanan olaylara müdahale etmiyor; verileri analiz ederek potansiyel riskleri önceden öngörebiliyor. Örneğin giriş-çıkış hareketlerindeki sıra dışı yoğunlukları tespit edebiliyor, sensörlerden gelen verileri değerlendirerek yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızası gibi riskler için erken uyarılar oluşturabiliyor.

Böylece güvenlik ekipleri zamanlarını operasyonel yüklerden çok stratejik karar süreçlerine ayırabiliyor. Kaynak planlaması daha verimli hale gelirken, risklere müdahale süresi de önemli ölçüde kısalıyor.

Securitas Technology’nin araştırmasına göre kurumların büyük çoğunluğu güvenlik operasyonlarında yapay zekâ teknolojilerinden yararlanıyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemde güvenlik yönetiminde veri odaklı ve öngörü temelli sistemlerin standart hale geleceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Firmalardan

Difaş’tan çocuklarda ağız sağlığına dikkat çeken yaklaşım

Editör

Yazar:

Ağız sağlığı eğitiminin erken yaşta başlaması büyük önem taşıyor. İlk dişin çıkmasıyla birlikte başlayan bakım süreci, çocuğun ilerleyen yaşlarda sürdüreceği alışkanlıklarının temelini oluşturuyor. Difaş, her yaşa uygun ürün geliştirme yaklaşımını bu bilinçle şekillendiriyor.

Difaş Genel Müdürü Yalçın Kaynak, “Difaş olarak çocukların ağız sağlığını bir halk sağlığı meselesi olarak görüyoruz. Erken yaşta kazanılan alışkanlıkların bireyin tüm yaşamını etkilediğinin bilinciyle hareket ediyor, her yaş grubuna uygun ürünler geliştirirken çocukların gelecekteki sağlık davranışlarına da katkı sağlamayı hedefliyoruz.  Süt dişleri geçici olsa da çocukların beslenme, konuşma ve çene gelişimi açısından kritik bir rol üstleniyor. Bu süreçte ailelerin bilinçli yaklaşımı ve çocuklara rol model olması belirleyici oluyor. Aynı zamanda dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleri de ağız sağlığının korunmasında önemli bir yer tutuyor. Ağız bakımını, bireylerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel unsurlardan biri olarak görüyoruz. Bu nedenle çocukların doğru alışkanlıkları küçük yaşta edinmesini desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Çünkü sağlıklı gülüşlerin, erken yaşta atılan bilinçli adımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu

Kaynak “Difaş olarak 0-3 bebek, 4-7 & 8-14 çocuk ve 15+ yaş çocuk, genç ve yetişkin bireyler için geliştirdiğimiz ürün çeşitleri ile ağız bakımını yaşa uygun hale getiriyoruz. Alanında uzman ekipler tarafından geliştirilen bu ürünler, yumuşak, yuvarlatılmış kıllarıyla çocukların hassas diş etlerini korumaya yardımcı olurken; ergonomik, sapları sayesinde de kolay tutuş sağlıyor. Önümüzdeki dönemde de çocuklarda ağız sağlığı farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Devamını Oku

Firmalardan

Yapay zekada yeni dönem: Pilottan değere, veriden karara

Editör

Yazar:

Küresel ekonomik dalgalanmaların kalıcı hale geldiği yeni dönemde, rekabet avantajı hızlı ve tutarlı karar alabilme kapasitesiyle şekilleniyor. Türkiye’nin önde gelen yazılım ve bilgi teknolojileri çözüm sağlayıcılarından Obase, yapay zekanın kurumlarda ölçülebilir iş sonuçları üreten stratejik bir yapıya dönüştüğünü vurguluyor.

Obase CEO’su ve Kurucu Ortağı Dr. Bülent Dal, yapay zeka yatırımları ile gerçek iş sonuçları arasındaki uçurumu kapatmanın mümkün olduğunu vurgulayarak şunları söylüyor: “Deloitte araştırmasına katılan yapay zeka liderlerinin yalnızca yüzde 20’si somut gelir büyümesi elde ettiğini söylüyor; yüzde 74’ü halen ‘hedefliyoruz’ aşamasında. Büyük AI kurumsal yazılım devlerinin dahi ücretli kullanıcı tabanına penetrasyonu yüzde 3’te kalıyor. Yatırımlar ile sonuçlar arasındaki bu boşluk, yapay zekanın kurumsal karar süreçlerine gerçek anlamda entegre edilememesinden kaynaklanıyor. Obase AIR, mevcut sistemlerle tümleşerek veriyi doğrudan aksiyona dönüştüren ve ölçülebilir sonuç taahhüt eden bir karar zekası platformu olarak bu noktada çözüm sunuyor. Hayata geçirdiğimiz karar zekası projeleri sayesinde şirketlerde ciro artışı, maliyet yönetimi, işgücü verimliliği ve müşteri deneyimi alanlarında dramatik iyileşmeler kaydediyoruz. Nitekim 2025 yılında müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik hayata geçirdiğimiz bir projemizde, operasyonel verimlilikte 80 katın üzerinde bir iyileşme sağladık.”

Karar ve sonuç odaklı yeni iş modelleri öne çıkıyor

Yapay zeka olgunluğunda küresel tablo endişe verici: Şirketlerin yüzde 78’i yapay zeka kullandığını söylerken, yalnızca yüzde 1’i kendini gerçek anlamda olgun kabul ediyor. Bu “pilot tuzağının” temel nedeni, yapay zekanın iş süreçlerine ve karar mekanizmalarına entegre edilememesi. Teknoloji dünyasında önemli bir paradigma değişimi yaşanıyor: Yazılım lisansı satmaktan, ölçülebilir iş sonucunu taahhüt etmeye doğru hızlı bir geçiş var. Artık yatırımlar; lisans bedeli, altyapı maliyeti veya “sistem kuruldu mu?” sorusuyla değil, üretilen somut iş değeriyle ölçülecek bir döneme giriyoruz. Obase AIR’ın temelindeki Result-as-a-Service (RaaS) ve Decision-as-a-Service (DaaS) modelleri bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor.

Result-as-a-Service (RaaS) modeli, artan satış oranları, optimize edilen operasyonel giderler ve iyileşen müşteri deneyimi gibi ölçülebilir sonuçlara odaklanan bir yaklaşım sunuyor. Yapay zekanın kritik görevler üstlendiği yeni dönemde karar süreçlerinin tutarlılığı iş sürekliliği açısından belirleyici rol oynuyor.  Decision-as-a-Service (DaaS) yaklaşımı, yapay zeka modellerini kurumsal iş kurallarıyla entegre ediyor. Bu sayede fiyat optimizasyonu, stok planlama, kredi değerlendirme ve risk analizi gibi alanlarda kararlar otomatik ve ölçeklenebilir biçimde üretiliyor.

Bülent Dal, bu dönüşümü şöyle değerlendiriyor: “McKinsey, yapay zeka ve analitiğin sektörler genelinde yıllık 9,5 ila 15,4 trilyon dolar katma değer potansiyeli taşıdığını ortaya koyuyor. Bu potansiyeli  gerçekleştirebilmeninyolu karar hızını ve karar kalitesini artırmaktan geçiyor. Obase AIR ile tam olarak bunu yapıyoruz. Müşterilerimizde veriyi aksiyona, kararı rekabet avantajına dönüştüren projeler hayata geçiriyor ve RaaS ve DaaS yaklaşımlarıyla ölçülebilir iş değeri üretiyoruz.”

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER