Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Yerel market zincirlerinin gelişimi

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Perakendecilik mesleği sevilmeden yapılabilecek bir iş değildir. Zira her kademede çalışan için zaman sınırı olmaksızın bedenen çalışmayı gerektiren fedakarlık ister. İlk günden gözü korkanlar için zaman kaybetmeden başka arayışlar tavsiye edilir. Böylece perakendecinin fazladan yatırım yapması ve eleman devir hızının yükselmesi de engellenmiş olur.

Senelerce ulusal zincirler bu gerçeğe öncelik verdiler. Bütün yönetim kademelerinde alaylı deneyimi iyi değerlendirdiler. O sahadan gelen yöneticiler de sahayı hiç terk etmediler. Mesleki eğitimlerde de satış noktalarının hep önceliği oldu. Başarılı örneklerle bunları çok anlattım…

Ancak son yıllarda ulusal zincirler açısından işler tersine döndü. Prosedüre rağmen kontrol edilemeyen şubeler ve masadan yönetimi tercih eden yöneticilerle, hizmetler aksamaya ve mağaza görünümleri bozulmaya başladı.

Bunu müşteri gözü ile tespit etmek çok kolaydır. Mağaza genel temizliğine, raf ve satış alanı düzenine, personel adedine bakınca gerçeği görmek mümkündür. Ayrıca profesyonelce bakışın karşılığı olarak biraz daha fazlasını tespit edebilmek de mümkündür.

Nasıl mı?

  • Örneğin ben kendi alışverişimi, evimden hayli uzakta bulunan 2 yerel zincirden yapıyorum. Zira oturduğum semtte onların şubeleri yok…
  • Adlarını açıklamıyorum, araştıran her tüketici kendi çevresinde bunları kolayca bulabilir. Farkları sadece daha uygun olan fiyatları değildir.
  • Hizmet reyonlarında (et, şarküteri, süt ürünleri, meyve sebze) bariz kalite üstünlükleri vardır.
  • Çalışan sadakati yerellerde daha fazladır. Hizmet reyonlarında yıllanmış ve çevre halkı ile bütünleşmiş kadroları mevcuttur…
  • Eksik çeşit ulusalların artan dertlerinden olup, günlerce, haftalarca mağazaya gelmeyen ürünler vardır. En büyük zincirin bazı şubelerinde alışveriş torbası bile sık sık eksik kalabiliyor. Yerellerde ise bu konu patron kontrolünde olabiliyor.
  • Etiket- ürün eşleşmesine boş verilmesi, fiyat indirimleri boyunca eski fiyatlı etiketin değiştirilmemesi de eleman yetersizliğine (sayısal) bağlanmış bulunuyor büyük zincirlerde. Yerellerin böyle bir gerekçesi de olmuyor.
  • Müşteri şikayetleri yerel zincirlerde patron seviyesinde ilgi görürken, ulusal zincirlerde 2 şekilde kayboluyor. Birincisi “şikayetiniz alınmıştır, ilgililer size kısa zamanda dönecektir” mesajından sonra, ikincisi ise bu zahmete bile katlanılmadan buharlaşıyor…
  • Insert içinde yer verilen indirimli bir ürüne rafta yer verilmemesi ise son haftalarda bazı büyük zincirlerde sıradan olay haline gelmiştir.
  • Yerel zincirlerin en önemli eksiği ise kurumsallaşmayı sağlayamamalarıdır. Söze gelince herkesin arzu ettiği, ancak uygulamada kolay sonuca ulaşamadıkları bir konudur.
  • E- ticaret ve private label avantajını şimdilik ulusal zincirler ellerinde tutuyorlar. Yerel zincirler bu iki kulvarda gelişmeyi ihmal etmemelidirler. Özellikle yerel üreticiler ile özel marka yaratmanın çareleri mutlaka bulunmalıdır. Zira bazı başarılı uygulayıcılarda bile özel markaların üretimi merdiven altına inmeye başlamıştır. Yani bu açıdan da fırsat vardır.
  • Hiç boşluk bırakılmayan indirim dönemlerinde; dijital katalog ve el broşürü uygulamasında da ulusal zincirlerin üstünlüğü devam ediyor. Bazı yerel zincirlerin hiç gündeminde olmayan ama birçoğunun da 15-20 gün ara verdiği bu uygulamalar mutlaka sürekli hale getirilmelidir.
  • Yüksek enflasyonla mücadelenin lokomotifi kırmızı et kategorisidir. Maalesef bazı yerel marketlerin de büyük zincirlerin abartılı fiyatlarının peşinden gittikleri görülüyor. Örneğin 5 Ekim tarihli UKON (Ulusal Kırmızı Et Konseyi) ortalama fiyatlarına göre dana karkas fiyatı 241 TL, kuzu karkas fiyatı 221 TL iken; bu üretici fiyatlarıyla dana kıymanın 439 TL’den, dana antrikotun 570-620 TL’den, dana pirzolanın 530 TL’den, dana kemikli bifteğin 560 TL’den; kuzu butun (kemikli, bütün but) 390 TL’den, kuzu pirzolanın 491- 650 TL’den satışa sunulması örnek alınmamalıdır. Zira yerel zincirden beklenen; öncelikle bu kategoride kendi sadık müşterisini koruyacak seviyede brüt kâr marjı uygulamasıdır.

Nitekim Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın, “Zincir marketlerden indirim bekliyoruz” çağrısına Türkiye Perakendeciler Federasyonu Başkanı Ömer Düzgün’den destek gelmiştir. Biz de diyoruz ki; bu desteğin anlamlı olabilmesi bakımından indirimlerin et ve süt ürünleri ile meyve sebze kategorilerinden başlaması daha uygun olacaktır.

Sonuç olarak; yerel zincirler iyi yoldadırlar ama strateji oluşturmada yetersiz kalmaktadırlar. Oysa en büyük avantajları; fiyat rekabetini takip etmeyi bırakmış rakiplere sahip olmalarıdır. O zaman cazip fiyatları tüketiciye en etkili şekilde duyurma imkanı yaratılmalıdır. Yukarda bahsettiğim indirim kataloglarının temel amacı ‘ucuzluk imajı’ vermektir. Yoksa indirim olarak gösterilen birçok ürünün gerçek indirim olmadığını yıllardır yazıyorum zaten. Yani bazı katalog fiyatları, rakip raf fiyatından ucuz olmasa bile dalgın müşterinin ilgisini çekebilmektedir. İşte yenilen gollerin bazıları bu kanattan gelmektedir!

İndirim dönemlerine 1 günden fazla ara vermek büyük hatadır…

Ben olsam hiç ara vermem. Zira mağaza içinde bazı kampanyalar devam etse de, uzaktaki müşteriyi davet eden dijital katalog her daim web sitesinde bulunmalıdır. Unutulmamalıdır ki; sadece mağaza içindeki sadık müşteriyle yetinilemez. Yeni kazanılacak müşteri sayısının artışı da hedeflenmelidir.

Dolayısıyla perakendecilik, oturarak müşteri beklenecek bir iş kolu değildir. İcraattan daha önemlisi etkili duyurusudur…

Devamını Oku
2 Yorum

2 Yorum

  1. Avatar

    Ahmet Pura

    12 Ekim 2023 saat: 07:15

    Mükemmel bir içerik ve yol gösterici bir yazı..
    Tesekkürler Ercüment bey..

  2. Ercüment Tunçalp

    Ercüment Tunçalp

    12 Ekim 2023 saat: 11:55

    Ben teşekkür ederim, güç verdiniz…
    Saygılar.

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Enflasyon böyle mi düşecek?

Ercüment Tunçalp

Enflasyon, harcama yapan her tüketicinin ödediği görünmez dolaylı vergidir.

Ancak fiyatlandırma yapısını bozan önemli bir grup bundan hiç etkilenmez.

İşte bunun için kaybedeni sürekli sabit gelirliler olan bu ortam; zengini daha zengin, fakiri daha fakir hale getiren sonuçlar üretir.

“En kötüsü geride kaldı” sözünde bu bakımdan bir gerçeklik payı yoktur.

Bırakınız siyasetçinin yüksek bulduğu asgari ücreti, ortalama kişi başı gelirde bile toplam 218 ülkenin yer aldığı listede; 2023 yılına ait 13.110 dolarlık kişi başı gelirimizle ilk 86 ülke arasında yer almıyoruz.

Dünya Bankası’nın 1 Temmuz 2024 tarihli güncellemesine göre;

  • 1.145 dolar ve altında kişi başı geliri olan 26 ülke “düşük gelirli”,
  • 1.146- 4.515 dolar arası kişi başı geliri olan 51 ülke “alt orta gelirli”,
  • 4.516- 14.005 dolar arası kişi başı geliri olan 55 ülke “üst orta gelirli”,
  • 14.005 dolar ve daha yüksek geliri olan 86 ülke “yüksek gelirli” sayılıyorlar.

Ülkemizde siyasetçi “enflasyon düşüşe geçti” sözünü ne zaman söyler?

Yaşanmış olan yaklaşık yüzde 80 yıllık enflasyonun ardından, yüzde 50’ye düşüş aşamasında. Oysa yaşam şartlarında hissedilir bir iyileşme olamaz.

Örneğin; 1. yıl sonunda 100 liralık ürün sepeti 180 lira olur, 2. yıl sonunda 180 liralık sepet 270 liraya çıkar. İki senelik dönem sonunda da birleşik fiyat artışı yüzde 170 olur. Yani hâlâ dünyanın en yüksek enflasyonuna sahip olarak hayat standardı düşmeye devam eder. Kaldı ki son yüzde 38’lik elektrik zammı, ÖTV kaynaklı akaryakıt zammı ve diğer vergilerdeki artışlar enflasyonist etkiyi artırmaya devam eder. Yani baz etkisi ile oluşan geçici düşüş bile kenarda kalır.

TÜİK’in çıkardığı enflasyona inanılmamasının sebebi; açıklamadığı bilgiler sebebiyle çıkan sonuçların kontrol edilememesidir. Ancak ekonomi yazarı Alaattin Aktaş, TÜİK’in son açıkladığı Nisan 2022 fiyatlarından hareketle, 100 kalem mal ve hizmetin sıralı enflasyon oranları yardımıyla Haziran 2024 ortalama fiyatlarını buldu ve bir tablo üzerinde gösterdi. Sarfedilen emek için kendisine teşekkür edilmelidir. Zira büyük merak konusu olan bir durumu aydınlığa kavuşturmuş oldu. Ve bu fiyatlara TÜİK Başkanı itiraz etmediği gibi aynı fiyatlar üzerinden açıklama yaptı.

Sayın Başkan herkes gibi beni de çok şaşırttı. Fiyatların, toplanan binlerce verinin ağırlıklı ortalamasından ortaya çıktığını ve bu karmaşık yapıyı açıklama zorluğundan bahsetti. Oysa kimse TÜİK’ten topladığı binlerce fiyatı açıklamasını istemiyordu. Sadece sepetteki 406 ürüne ait ortalama madde fiyatlarını görmek istiyordu. Biraz matematik bilgisi olan bir kişi o ortalama fiyatların hangi azami ve asgari fiyatlardan oluşan yelpazenin ortalaması olduğunu bilirdi. Ya da en düşük fiyat seviyesini bile temsil etmediğini kolayca anlardı. Nitekim ben aşağıdaki 5-6 kalem ürün için ortalama fiyat yerine piyasadaki en düşük fiyatları dikkate aldım. Elbette bu kadar basit bir çalışma yetersizdir ama şu anki ihtiyacımız, önümüze gelen şaşırtıcı fiyatların kıyaslanması olunca; en kısa yolu tercih ettim.

  • TÜİK’in ekmek kg fiyatı Haziran 2024’te 35,26 TL gözüküyor. Fırın ekmeği 50 TL’dir. Halkın yüzde 90’ı ‘Halk Ekmek’ müşterisi olmadığına göre ağırlıklı ortalama hatalıdır.
  • TÜİK’in toz şeker kg fiyatı Haziran 2024’te 20,73 TL gözüküyor. Oysa market markalı en ucuz toz şeker fiyatı 32 TL olup, 42,50 TL’ye kadar fiyata rastlanabiliyor.
  • TÜİK’in zeytinyağı litre fiyatı 113,37 TL gözüküyor. Hadi sızma çeşidini devre dışı bırakalım ve riviera çeşidine bakalım. 250 TL’nin altında fiyat bulunmuyor. Bulunana da zeytinyağı denmiyor. Ambalajın üzerine zeytinyağı yazıp, içine karışık yağlardan bir kokteyl yapan için belki bu mümkündür ama o zaman da fiyatları toplayandan taklit tağşiş eylemini iyi süzmesi beklenir.
  • TÜİK’in beyaz peynir kg fiyatı 147,69 TL gözüküyor. Piyasada klasik beyaz peynirin en düşük fiyatı 279 TL’dir. Daha pahalı olan koyun, keçi sütünden yapılmış beyaz peynirleri dikkate almadığım gibi daha yüksek fiyatlı klasik peynirleri de dışarda bıraktım. Bu en alt sınıra yakın, yarım yağlı, süzme, taze peynirler de var ama bunların hiç birisi beyaz peynir tarifi içine girmez.
  • TÜİK’in süt litre fiyatı Haziran 2024’te 29,72 TL gözüküyor. 40 TL’nin altında kutu süt fiyatı bulunmuyor. Günlük pastörize sütü saymıyorum bile, onun fiyatı 50 liranın da üzerindedir. Yarım yağlı, yüzde 1 yağlı, yüzde 3 yağlı süt fiyatları bile 35 liradan düşük değildir. Bir üründe ağırlıklı ortalama alınabilmesi için en alt sınırdaki ile en üst sınırdaki ve aradakilerin hepsi hesaba dahil edilir. Eğer kıyaslamayı böyle yapmaya kalksaydım TÜİK fiyatları ile piyasa fiyatları arasındaki fark daha da açılacaktı. En alt sınırdaki fiyatı bile TÜİK fiyatına yaklaştırmak mümkün olamadı…
  • Sonra 33,69 TL’lik doktor muayene ücreti hangi fiyatların ortalamasıdır acaba? O doktorun kapısındaki otopark fiyatı bile 100 TL’den az değildir.

Sonuç olarak; enflasyon bu şekilde düşürülemez. Halka hissettirerek ve bugünün şartlarında yaşayamadıklarını yaşatarak düşürülebilir.

Örneğin ülkemizde yeme-içme ve konaklama da pahalıdır.

Ayvalık’ta çok uzun bir kuyruk gördüm; Midilli adasına geçiş kuyruğu…

Bırakın yabancı turistin yön değiştirmesini, yerli turist Yunan adalarına kaçıyor.

Tüm Restoranlar ve Turizmciler (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl Hürriyet’e verdiği bilgide, “Artan fiyatlar sonrası menü fiyatlarının geldiği seviyeyi turistlerin bile pahalı bulduğunu; özellikle Arap turistlerin talebinde dönemsel olarak yüzde 40’ı bulan düşüşler yaşandığını” söyledi. Bingöl devamında, “Türkiye, dünyanın en pahalı yeme içme yerlerinden biri oldu. ‘Restoranlara gidilmez, çok pahalı’ algısı da oluştu” dedi.

Daha ne olsun, sektörün içinde bile kabul görmüş bu örnekler çoğaldıkça, enflasyon 20 puan düşse değişen bir şey olur mu?

Hâlâ dünyada gıda fiyatları yüzde 2 gerilerken, bizde yüzde 68 yükseliyor.

Dolayısıyla artık alışveriş yapamayacak hale gelen tüketici çoğunluğu, güven endeksinde de görüldüğü üzere ne maddi durumunda ne de genel ekonomik durumda bir düzelme beklemiyor. Zira satın alma gücü her şeydir…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ekmek fiyatı ile atıl kapasite ilişkisi

Ercüment Tunçalp

Elbette yıkıcı ve yıpratıcı bir yüksek enflasyon gerçeğimiz yanında bunu elverişli bir ortam sayarak değerlendirmek isteyenler de var. Tüketicinin bu iki ateş arasında kaldığını bıkmadan usanmadan yazıyorum. Sırası geldikçe de bu açıdan değişik kategorileri müstakil olarak rakamlar eşliğinde yorumluyorum.

Bugün de ekmeği konuşacağız. Çünkü o hem bir simgedir hem de alt gelir grubunun yaşadığı semtlerde, perakendecinin en fazla miktarda sattığı üründür.

İstanbul genelinde İTO Meclisi’nden ekmeğe zam kararı çıkabilmesi için sahadan gelen teklif, önce yönetim kuruluna bildirilip değerlendiriliyor. Uygun görülürse il ticaret müdürü, il tarım müdürü, esnaf oda birliği başkanı, ticaret odası ve belediyeden yetkililerin oluşturacağı komisyona çağrı yapılıyor. Alınan karar Ticaret Bakanlığı’na bildiriliyor ve onay alınıyor.

Şimdi bu süreçlerden geçmiş şekilde değişik tarihlerde alınmış zam kararlarını aktaracağım. Ve bu sayede son 2 sene içindeki fiyat artış oranına ulaşacağız.

  • 10 Aralık 2021– İTO meclis toplantısında, 230 gram ekmek fiyatı 2 liradan 2,5 liraya (kilogram 10,87 TL) çıkartılmıştı.
  • 6 Temmuz 2022– İTO meclis toplantısında, 210 gram ekmek fiyatı 4 liraya (kilogram 19,04 TL) yükseltilmişti. Daha önce de ara tarifede 230 gram ekmeğin 3 TL’den (kilogram 13 TL) satılması kararlaştırılmıştı.
  • 22 Aralık 2022– İTO meclis toplantısında, 1 Ocak 2023 tarihinden geçerli olmak üzere, halihazırda 260 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 19,23 TL) satan fırıncıların 200 gram ekmeği 5 liradan (kilogram 25 TL) satacaklarına dair karar verilmişti. Buna örtülü zam diyoruz.
  • 8 Temmuz 2023– Birçok fırıncı İstanbul’da zamlı tarife çıkmadan, 240 gramını 6 liraya (kilogram 25 TL) sattıkları ekmeği 230 grama düşürerek fiyatı da 8 liraya (kilogram 34,78 TL) yükseltmişlerdi. Bu da katmerli zam oluyor.
  • 10 Ağustos 2023– İTO meclis toplantısında, 200 gr ekmek fiyatı 5 liradan 6,5 liraya (kilogram 32,5 TL) yükseltilse de hâlâ uygulanan fiyatın altında kalınmıştı.
  • 14 Kasım 2023– İTO meclis toplantısında, 210 gr ekmek için azami 8 TL fiyat (kilogram 38,09 TL) belirlendi.
  • 9 Mayıs 2024– İTO meclis toplantısında, 200 gram ekmeğin azami fiyatı yüzde 31,25 zamla 10 TL’ye (kilogram 50 TL) çıkartıldı.

Görüleceği üzere zaman zaman alınan kararlar dışında da piyasada değişik fiyatlara rastlamak mümkün olabiliyor. Yine yukarda görüldüğü şekilde Haziran 2022’de 230 gram ekmek 3 TL’den satılırken (kilogram 13 TL), Haziran 2024’te 250 gram ekmek için 15 TL (kilogram 60 TL) fiyatta ısrar ediliyor. Buna göre 2 senelik fiyat artış oranı yüzde 361 çıkıyor. Resmi açıklanan karara göre bile 50 TL’lik fiyatla artış yüzde 285 oluyor.

Şimdi soruyorum;

  • İki sene içinde hangi girdi fiyatları bu oranlarda artmıştır?

Asgari ücret mi? Kiralar mı? Un fiyatları mı?

Cevapları da ben vereyim…

  • Brüt asgari ücret 2022 yılında 6.471 TL (net 5500 TL), 2024 yılında brüt 20.002 TL (net 17.002) olup, birleşik artış oranı 2 sene sonunda yüzde 209′dur.
  • Kira artışı ilk sene (sözleşme yenilemeyi Haziran 2023 varsayalım) yüzde 63,72 oranında, ikinci sene (Haziran 2024) yüzde 62,51 oranında gerçekleşeceğinden, birleşik artış oranı yüzde 166 çıkar.
  • Un fiyatlarındaki artış, ekmeklik 50 kg çuval un Temmuz 2022 ortalama aylık fiyat 360,52 TL (Polatlı Ticaret Borsası), güncel fiyat ise 840 TL (Ova un) olup, 2 senelik artış oranı yüzde 133 çıkar.

Diğer bütün girdilerin de yüzde 200 arttığını varsayalım; ekmek fiyatında son 2 senede gelinen tabloyu maliyet artışı ile izah etmeye imkan var mı?

Şimdi cevaplar belli olduğuna göre esas sebebi bulalım…

Hem de bunu yetkili bir ağızdan duyalım…

Mayıs ayı başında; Ekmek Üreticileri İşverenleri Sendikası Genel Başkanı Cihan Kolivar, artan maliyetler nedeniyle 15 Mayıstan sonra İstanbul’da ekmeğin kilogram fiyatının 60 liraya çıkabileceğini belirtmişti.

Açıklamasının devamında; “Ekmeğe şöyle yansıyacak, fakir bölgelerde 250 gr ekmek 12,5 lira olacak. Ama alım gücü yüksek olan, kiraların fazla olduğu Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Üsküdar gibi merkezi yerlerdeki ilçelerde 250 gr ekmek 15 lira olacak” demişti. Üstelik gerekçesi de çok ilginçti…

“Ben fırınımdaki aynı işçi, aynı kira, aynı sigorta, aynı yakıtla 12-13 bin ekmek yapabilirim. Ama şimdi 2500-3000 ekmek yapabiliyorum” diyor. Yani başkan, küçük işletmeler sebebiyle (1000 adet üreten de vardır) birim maliyet yükseldiği için bu verimsizliğin ve yetersiz kapasitenin faturasını da tüketici ödesin istiyor. Bütün iş kollarının bir gerçeği vardır; kapasite kullanım oranı çok düşen bir işletme hayatta kalamaz. Kooperatifleşme ve birleşmeler bunun ilacı olarak doğmuştur. Meslek örgütlerine düşen görev; sürekli talepkar olmak yerine bu organizasyonlara öncülük etmektir.

Sonuç olarak; bir işletme uygun kapasite düzeyinde çalışamazsa, birim maliyetler yükselir, kârlılık düşer ve risk artar. Dolayısıyla daha yüksek kapasite seviyesine çare bulmak girişimciye düşer. Mümkün olamadığı durumda ise sonuç bellidir. Yoksa bu tarz işletmeleri ayakta tutmak üzere tüketiciye ek yük çıkartıp, tam kapasite çalışan büyük işletmelere de ek kazanç sağlanamaz. Aksi halde bundan daha adaletsiz bir piyasa düzeni olabilir mi?

İstanbul Halk Ekmek (İHE) Kurban Bayramı sonrası normal ekmeğe yüzde 60 zam yaptı. 250 gramlık ekmeğin fiyatını 5 liradan 8 liraya çıkardılar. Elbette onlar da bir defada bu kadar yüksek oranlı artışla yanlış yaptılar. Ancak buna rağmen kilogramı yeni 32 lira olmuş ekmekten kâr ediyorlar. İşte bu ‘kapasite kullanımından kaynaklanan verimlilik’ göstergesidir. Buna bakarak bile enflasyonla mücadele eden bir otoritenin üreticiler arasındaki bu anormal farka (yüzde 87,5 fazlalığa) o kadar kolay onay vermemesi gerekir.

Yukardaki hesap 1 Temmuz’a kadarki durumu kapsıyor. Sakın ola 1 Temmuz’dan geçerli olan yüzde 38 elektrik zammı ile akaryakıta gelen ÖTV zammı şimdiki gerekçelere dahil edilmesin. Henüz bunlara biraz zaman var!

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Yerli mallara uzaktan bakış!

Ercüment Tunçalp

Dünyanın her yanına dağılmış vatandaşlarımızın özledikleri tatlara ulaşmaları kolaylaştıkça sevincimiz artıyor. Her gittiğimiz ülkede Türk Marketi görmeye alıştık. Bununla birlikte eski yıllarda gurbetçilerimizin, “yerli ürünlere ulaşalım da varsın biraz pahalı olsun” kabullenişi de geride kaldı. Artık fiyat farkının kalkması onlar açısından olumlu bir gelişmedir. Ancak bu topraklarda yaşamını sürdüren tüketiciler için mevcut durum sorunludur ve üzücüdür.

Şimdiye kadar birçok ülke ile fiyat kıyaslamaları yaptık. Önceki yıllarda bu karşılaştırmaları; gelir açısından da market fiyatları açısından da hep 1 birim üzerinden yapmış ve Türk tüketicisinin gelirine göre daha pahalıya alışveriş yaptığı ve satın alma gücünü her geçen gün kaybettiği sonucuna varmıştık. Bu birinci aşamaydı

Bilindiği üzere zaman geçtikçe durum bizim açımızdan daha da kötüleşti ve yüksek enflasyon sebebiyle döviz bazında bile en pahalı duruma geldik. Bu da ikinci aşamaydı

2024 yılının ikinci yarısına girdiğimiz şu günlerde ise geldiğimiz üçüncü aşamada; tamamı yerli mallarımızdan oluşan bir alışveriş sepetine, ihraç edildiği ABD’de Türk vatandaşlarının daha ucuza sahip olduklarını izlemeye başladık. Bu ise elbette sorgulanması gereken bir husustur…

İlişikteki listede görüleceği üzere, ABD’de faaliyet gösteren Sultan Market’in fiyatları ile Türkiye’de Migros’un fiyatları kıyaslanmıştır.

Youtube videosu çeken İlkay Zaman ABD tarafında, eşi Melek Zaman ise eş zamanlı olarak Türkiye tarafında fiyatları aldılar. Bu üzücü sonucu bize de yorumlama imkanı verdikleri için bu çalışkan aileye teşekkürlerimi sunarım.

Listede 1. sütun ABD Sultan Market’teki dolar fiyatlarını, 2. sütun Türkiye’deki TL fiyatlarını, 3. sütun ise Türkiye’deki fiyatların dolar karşılığını göstermektedir.

  • Dolar kuru olarak 28 Haziran 2024 tarihindeki 32.90 TL esas alınmıştır.
  • Görüleceği üzere listede 16 adet yerli markalı ürün bulunmaktadır. Bunlardan 8 adedi Türkiye’de daha pahalıdır. Diğerleri de oradaki fiyatlara çok yakındır.
  • Listede yer alan Eti Petibör Bisküvi’nin 1000 gr (5 adet) olan paketi Migros ile eşleşmediğinden, rafta bulunan 800 gramlık (4 adet) paket 76 TL’den aynı standarda çevrilerek 95 TL gösterilmiştir.
  • Tat Garnitür’de de aynı şekilde Migros’taki 340 gramlık fiyat 34.95 TL’den, diğer taraftaki 550 grama çevrilerek 56.50 TL gösterilmiştir.
  • Yudum Sızma Zeytinyağı Türkiye’de yüzde 25 indirime rağmen de pahalı kalmıştır.
  • ABD et ürünleri yüksek standarda sahip çok kaliteli ürünlerdir. Bu kategoride ithalat yasağı olduğu için listede yer alan Cumhuriyet Sucuğu o ülkede üretilmektedir. Daha önce de gösterdiğimiz gibi et fiyatlarında aramızda büyük farklar vardır. Sadece bu ürünü bizde üretilen kaliteli bir markayla kıyasladım.
  • Namet’in 379 TL olan 240 gramlık ürününü 454 gr ile eşleştirilmek üzere 717 TL olarak düzelttim.
  • Yerli malların ABD alışveriş tutarı 75.31 dolar, üretildikleri yer olan ülkemizdeki alışveriş tutarı karşılığı ise 86.73 dolardır.
  • Bu tespitlerden sonra hangi ilave maliyetlere rağmen bu şaşırtıcı sonuç çıkmıştır, ona da bakalım:
    • Yerli markalarımızın birçoğu ihracata gönderdikleri ürünlerde ABD standartlarına uygun içerik değişikliklerini ve kalite iyileştirmelerini de (maliyet unsurudur) muhtemelen ihmal etmemişlerdir.
    • Yerli mallarımızın okyanus ötesine yolculuğuna ait pahalı nakliye gideri ve yaklaşık 1 ay süren deniz yolundaki ilave stok maliyeti, yüksek gümrük masrafları, ABD’deki ithalatçı-toptancı kârları ve perakende fiyatlara eklenmiş vergiler bile gurbetteki raf fiyatlarını bizim fiyatlara yaklaştıramamıştır.
    • Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi bu benim için sürpriz değildir. Zira dünyada gıda enflasyonu düşerken ve aksine bizde yükselirken; eğer gıda kategorisinde ihracatımız devam edebiliyorsa, mutlaka o piyasalara uyum göstermek açısından daha düşük fiyat seviyesi uygulanmak zorundadır. İşte yaşanan budur. Peki buna rağmen bu markalar kârsız mı kalmışlardır !?

Bir müddet önce de belirttiğim; Antalya’daki bir otelin Türk vatandaşına yabancı turistten daha yüksek tarife uygulamakta ısrar etmesi ve bunu milliyet farkına bağlaması para cezası almasına sebep olmuştu. Oysa yıllardır ve halen de o farklı tarife uygulanmakta ve herkes tarafından da bilinmektedir. İlgili Bakanlığın kestiği ceza; yerli müşteriden fazla para talep edildiği için değil, ‘milliyet farkı’ gibi bir ırkçı söylem kullanıldığı içindir.

Dolayısıyla bizim market fiyatları kıyaslamasında gördüğümüz de benzer bir durumdur ve artık bu da bilinmeyen bir şey olarak kalmayacaktır.

Buradaki bir başka şaşırtıcı durum da; ABD’de yaşayan vatandaşlarımızın en düşük 2400 dolar maaşla (79.000 TL karşılığı) memleket hasretini buradaki emekli babadan veya asgari ücretli kardeşten daha ucuza giderebildikleridir.

Sonuç olarak; ABD’de yaşayan Türk vatandaşları kendi ürünlerimizi bize göre daha ucuza alsalar da o piyasaya göre bu fiyat düzeyi normal seviyededir. Kaldı ki bu gerçeği diğer küresel markalı ürünlerde de görüyoruz zaten…

Acaba dünyada bizden başka kendi ürettiği ürünü daha pahalıya tüketen başka bir ülke var mıdır? Eğer yoksa bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu?

Hani Antalya’da 5 lira olan domates İstanbul’da 25 lira olunca şaşırmıyoruz da, her şeyi kolayca 800 kilometrelik nakliyeye ve mazota bağlıyoruz ya; aradaki mesafe 10 bin kilometre olunca benzer durum neden gerçekleşmiyor acaba?

İşte esas kafa yorulması gereken durum budur…

Defalarca “Ortada sadece maliyet enflasyonu yok, kâr enflasyonu da var” demem bundandır. Ülkemizde üretim ayağından başlayan fiyatlandırma karmaşası sürüyor. Önümüzdeki haftalarda sırasıyla ekmek ve simit olayını gündeme getirince bunun nasıl gerçekleştiğini daha kolay anlaşılır kılacağım.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER