Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Ramazan yaklaşırken…

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Vatandaş her sene bu dönemde alışveriş yaparken nasıl korunacağına daha fazla kafa yormaktadır. Neyse ki bu yıl yeni bir yardımcı uygulama devreye girdi. TÜBİTAK eliyle geliştirilen https://marketfiyati.org.tr/ sitesi kanalıyla zincir marketlerdeki 50 bine yakın ürünün fiyatı artık bütün tüketicilerin erişimine sunuldu. Bu şekilde fiyat değişim sıklıkları ve değişim oranları da görüleceği gibi yüksek oranlı (örneğin %40-50) indirimlerde zararına satış söz konusu olmadığından fahiş kâr marjlarını tahmin etmek de mümkün olabilecektir.

Önemli bir gelişmedir ama yetmez. Zira fiyat bilgileri paylaşımda olan 7 zincir ulusal nitelikte olanlardır. Oysa tüketici lehine esas farkı yaratanlar yerel marketlerdir. Benim tavsiyem tüketicilerin ürün bazında bu sistemden aldıkları en düşük fiyatları bir kere de yerel zincirlerin fiyatları ile kıyaslamalarıdır. O zaman aynı marka tereyağının kilogramına 600 lira yerine 430 lira ödeyebilecekleri adresleri de görebileceklerdir. Zamanı olan emekli vatandaşlar bu örneğin yüzlercesine (kendi ihtiyaçları olan) biraz yorularak ulaşabilirler.

Bu yazımızda öncelikle kırmızı et kategorisine yoğunlaşacağız. Zira bu temel gıda ürününde uzun zamandan beri döviz bazında dünyanın en pahalı karkas ve perakende fiyatlarına sahip olduğumuzu sık sık duyuruyoruz. Bu önemli ürüne satın alma gücü bizden 5 kat fazla olan ülkelerin vatandaşları ile eşit şartlarda ulaşamadığımızı açıklarken de üzüntü duyuyoruz.

Ramazan ayında nasıl bir fiyat seviyesi ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Şimdi güncel fiyat farklarını kaydedelim ki ramazan geldiğinde de yeni fiyatları değerlendirme imkanı bulabilelim. Ancak hiç değişiklik olmasa bile bu günkü seviyenin ne kadar yüksek olduğu aşağıdaki kıyaslamalarda görülecektir.

İstanbul PERDER Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere, Şubat ayı başından Ramazan ayı sonuna kadar Et ve Süt Kurumu ile yapmış oldukları protokol çerçevesinde kilogram fiyatı 379 liradan kıyma, 399 liradan kuşbaşı et satacaklarını açıkladı. 66 market zincirine ait 2 bin 700 şubededeğerli etler” kapsamındaki kategorilerde de fiyatların sabitlendiğini belirterek, “Tranç 459 lira, kontrfile ve biftek 649 lira, antrikot ve dana pirzola 699 liralık fiyatlarla tüketicilere ulaştırılacaktır” dedi. Şimdi piyasa fiyatları ile kıyaslayalım…

Çeşit PERDER A seviye B seviye
  (TL/Kg) (TL/ Kg) (TL/ Kg)
Dana kıyma 379 770 737
Dana kuşbaşı 399 800 665
Dana tranç 459 800 730
Dana kontrfile 649 1.130 800
Dana biftek 649 970 737
Dana pirzola 699 1.100 770
Dana antrikot 699 1.570 1.100

ESK eliyle temin edilen 40 bin kasaplık hayvan ile vatandaşın uygun fiyata kırmızı ete ulaşabilmesine Ankara PERDER ve Tarım Kredi Kooperatif Marketler’in de aracılık edeceğini öğrendik. Bunlar tüketici için olumlu gelişmeler olsa da hayvan varlığımızın binde 2’si kadar ithalat miktarı ile piyasayı regüle etmek imkansızdır. Sadece hangi fiyatlara satma imkanı olduğunu gösterir. Elbette bu gerçeğin yanında ESK’nın et ithalatını artırarak piyasaya uygun fiyatlı daha fazla satış yaptırma imkanı vardır. Ancak üreticinin olumsuz etkilenmemesi adına ithalatı sınırlı tuttukları da çok açıktır.

Ülkemizdeki resme küresel piyasayı da dahil edelim. Almanya’da dana karkas fiyatı 5.50 euro iken, UKON fiyatlarına göre bizde 10.40 euro dur (396.70 lira).

Almanya’da dana kıyma fiyatı 9 euro iken, bizde 18.40 euro dur (700 lira).

Almanya’da dana kuşbaşı fiyatı 11.50 euro iken, bizde 19.70 euro dur (750 lira).

Almanya’da dana antrikot fiyatı 16.50 euro iken, bizde 29 euro dur (1100 lira).

Almanya’da kuzu kuşbaşı fiyatı 17 euro iken, bizde 22.40 euro dur (850 lira).

Bazı fırsatçıların gerekçe oluşturmak ve fiyatları tırmandırmak üzere hayvan varlığımızın azaldığını dillendirmeleri birçok yönden yanıltıcıdır. Birincisi eğer söylendiği gibi süt hayvanları kesime gönderiliyorsa, arz fazlası en azından kısa vadede fiyatların düşmesine neden olmaz mı? İkincisi ise resmi kaynaklardan gelen rakamların tam tersi bir cevap niteliğinde olmasıdır.

TÜİK’in 10 Şubat 2025 tarihli haber bülteninde, “2023-2024 hayvan sayıları ve değişim oranları” yer almaktadır. Buna göre büyükbaş hayvan sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,4 artarak 16 milyon 986 bin baş olmuştur. Küçük baş hayvan sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 4,8 artarak 54 milyon 903 bin baş olmuştur. Böylece ne arz tarafında ne de maliyetler tarafında fiyatların tırmanmasını haklı gösterecek geçerli bir sebep yoktur. Dünya fiyatları da bunu teyit etmekte ve bizim fiyatları şaşırtıcı kılmaya devam etmektedir.

Sonuç olarak; ESK kaynaklı fiyatların dışında “Ramazanda kırmızı et fiyatları sabit kalacak mı?” sorusu anlamsızdır. Zira son 27 ayda (27 Ekim 2022 / 6 Şubat 2025 arası) hem karkas fiyatlarında hem de perakende fiyatlarında artış oranı yüzde 300’ü bulmuştur. ‘Fiyatlar sabit kalmalı’ söylentileri, “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” demektir. Beklenen eylem fiyat indirimi olmalıdır.

Üstelik son gelen haberlere göre kâr hırsının benim tespitlerimle sınırlı olmadığı da açıklanmış oldu. Haberde; “Sektöre yön veren 4 büyük üreticinin 7 ildeki tesislerinde yapılan denetim ve sayımlarda, mükelleflerin 3 milyar lirayı bulan kazancını kayıt dışı bıraktığı ve buna ilişkin cezalı vergi tarhiyatı yapıldığı” bildirilmiştir.

Dolayısıyla etiketlerin Almanya’daki euro fiyatlarına ve ABD’deki dolar fiyatlarına inmesi gerekiyor. Kaldı ki yukardaki tabloda arada ne kadar pay olduğu da çok açık görülüyor. Peki bu konuda ümitli olunabilir mi?

Hayır. Bugüne kadar aynı öneriyi yaptığımız her seferinde fiyat artışı geldiğini gördük. Hemen ertesi gün de “Yetmez, daha da artması gerekir” korosu görevi devraldı. Fırsatçı enflasyonu da bu ve benzer davranışlarla kronikleşti.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (37) Moldova

Ercüment Tunçalp

Moldova, Doğu Avrupa’da, Romanya ve Ukrayna arasında, denize kıyısı olmayan bir cumhuriyettir. Başkenti Kişinev, resmi dili Romencedir. Moldova, kişi başına düşen GSYİH açısından Avrupa’nın en yoksul ülkesidir. Kıyaslama için seçilmesinin sebebi budur. Amaç bir kere de böyle bir ülke ile satın alma gücü farkını ölçmektir…

Ekonomi büyük ölçüde hizmet ve tarım sektörüne dayalıdır. Ülke içerisinde Gagavuz Türklerinin yaşadığı “Gagavuzya Özerk Bölgesi” bulunur.

Gagavuzya’nın kendi polis teşkilatı, kendi parlementosu, kendi başkanı ve seçimleri bulunmaktadır. Gagavuzlar hem Modova hem de Gagavuzya seçimlerinde çoğunlukla Rusya yanlısı partileri seçmekteler. Başkenti Komrat’tır. Ülkeye ismini veren Gagavuzlar, Oğuz Türkü kökenlidir. 11. yüzyılda Balkanlara göç eden Gagavuzlar Ortadoks Hristanlığını kabul etmişler ve daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. Türkçeyi aynen bizim gibi konuşmaktalar.

Moldova, 33.850 kilometre kare yüzölçümüne sahip olup, Konya ilimizden daha küçük bir alanda yer almaktadır. Avrupa’da en az ziyaret edilen ülkelerden biridir. Ülke, büyük oranda engebeli ovalar ve üzüm bağları ile kaplıdır. Şarap üretimi, ülke ekonomisi ve kültürü için büyük önem taşır. Dünyanın en büyük yeraltı şarap mahzenlerine sahiptir. 27 Ağustos 1991’de, Sovyetler Birliği’nin dağılması devam ederken, bağımsızlığını ilan etmiştir.

  • IMF’in 2025 verilerine göre Moldova, cari fiyatlarla 190 ülke arasında dünyanın 131.  büyük ekonomisi konumundadır ama 8.239 dolarlık kişi başı geliri ile 97. sırada yer almaktadır. Türkiye ise 16. büyük ekonomidir ama kişi başı gelirde 65. sırada yer almaktadır. Dolayısıyla ekonomik büyüklüğün tek başına bir şey ifade etmediği buradan bir kere daha anlaşılmaktadır.
  • Moldava nüfusu 2,3 milyondur. Yani Adana ilimiz kadar…
  • Moldova asgari ücreti 319 euro Bizimki 533 euro dur.
  • İşsizlik oranı yüzde 3,6’dır. Bizimki yüzde 8,1 (dar tanımlısı).
  • Enflasyon oranı yüzde 7’dir. Bizimkinin dörtte birinden az…
  • Bu küçük ülkede yer alan market zincirleri; Linella, Local, Rogop, Fidesco ve Famly Market’tir.

Şimdi market alışveriş kıyaslamalarına geçebiliriz…

  • Sanal alışverişin tarihi 23 Nisan 2026,
  • Moldova fiyatları Famly Market’ten, Türkiye fiyatları iki ulusal zincirimizden alınmıştır.
  • Moldova para birimi Moldova Leyi’dir (MDL), bundan sonra bu kısa şekliyle ifade edilecektir.
  • Güncel kurlar 1 MDL= 2,62 TL, 1 Euro= 20,13 MDL, 1 Euro= 52,63 TL şeklindedir.
  • 42 ürünün yer aldığı listede; Moldova alışveriş tutarı 1.878 MDL ve karşılığı 4.922 TL tutmuşken, Türkiye alışverişi tutarı 6.304 TL tutmuştur. Euro cinsinden kıyaslarsak, Moldova alışverişi 93,52 €, Türkiye alışverişi 119,77 € çıkmıştır. Her iki şekilde de bizdeki alışveriş %28 daha pahalıdır.
  • 42 ürünün 29’unda pahalı, 13’ünde ucuz kalıyoruz. Kronik olarak döviz bazında aşırı pahalı kaldığımız ürünlerden; ayçiçeği yağı yüzde 172, starking elma yüzde 140, bal yüzde 101, un yüzde 88, sığır eti yüzde 66, limon yüzde 57, fındıklı çikolata yüzde 55 daha pahalı çıkmıştır.
  • Ülkemiz tüketicisinin geliri yüzde 67 fazlayken, alışveriş tutarı da yüzde 28 fazladır.
  • Moldova vatandaşı aylık geliri ile bu alışverişi ayda 3,4 defa tekrarlayabilirken, bizim tüketicimiz aynı alışverişi ayda 4,5 defa yapabilmektedir. Başka bir ifade ile Moldova vatandaşı gelirinin yüzde 29’unu bu alışverişe harcarken, Türk tüketici gelirinin yüzde 22,5’ini aynı alışverişe harcamaktadır.

Sonuç olarak; görüleceği gibi bu fakir ülke ile bile satın alma güçlerimiz arasındaki bütün fark bu kadardır. Yani gelirdeki fazlalığımızın çoğunu, daha pahalı yaptığımız alışveriş farkına harcamaktayız.

Not: Yine istek üzerine, “batı ülkelerinde 1 saatlik net asgari ücret ile neler alınabilir ve aynı ürünler bizim ülkemizde kaç saatlik çalışmayla elde edilebilir” kıyaslamalarını buraya ekleyeceğiz.

Buna da Almanya ile başlıyoruz. Almanya’da 2026 yılı aylık net asgari ücret yaklaşık 1.900 euro dur. Aylık 160 saat hesabıyla saatlik net asgari ücret 11,87 euro dur. Bu gelirle 11,50 euroya 9 çeşit ürün alınabilmektedir. Toz şeker 1 kg 0,79 €, un 1 kg 0,39 €, makarna 500 gr 0,99 €, süt UHT 1 lt, kaşar peynir 150 gr 1,39 €, yumurta 10 adet 1,89 €, Coca-Cola 1lt 1,09 €, ayçiçeği yağı 1 lt 1,59 €, gold kahve 100 gr 2,49 € ürün fiyatlarıdır (dreidreiunddreisig hesabından).

Bu alışverişin Türkiye tutarı 1.106 TL veya 20,91 euro dur. Toz şeker 44 TL (PL), un 53 TL (Söke), makarna 47 TL (Pastavilla), süt 74 TL (İçim), kaşar peynir 175 TL (Cihan-Ser), yumurta 113 TL (PL), Pepsi Cola 60 TL, ayçiçek yağı 200 TL (Yudum), kahve gold 340 TL (Nescafe) ürün fiyatlarıdır.

Türkiye’de 2026 yılı aylık net asgari ücret 28.075 TL olup, aylık 160 saat hesabıyla (bizde en fazla aylık 180 saat olmasına rağmen) saatlik ücret olarak 175,5 TL’yi dikkate aldık. Bunun da karşılığı 3,32 euro dur.

Ve bu saatlik net asgari ücret ile sadece ayçiçeği yağı bile alınamamaktadır.

Sonuçta, Almanya’da 1 saatlik ücret ile yapılan alışveriş, ülkemizde 6 saatlik ücret ile yapılabilmektedir. Aradaki bu büyük farkın sebebi; geliri 3,5 kat olan Alman tüketicinin, alışverişi de yüzde 44 daha ucuza getirmesidir.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Hayali indirimler ve algı çabaları!

Ercüment Tunçalp

Sakın indirim oranlarından veya fahiş fiyatlar üzerinden yapılan yalancı indirimlerden bahsedeceğim zannedilmesin. O usul artık çok eskidi…

Yeni moda, oltanın ucuna takılan hayali indirimle tüketiciyi mağazaya çekmek; içeri aldıktan sonra da rafta olmayan o tanınmış ürünün ilk gün “depodan gelmediğini”, ikinci günden itibaren de “geldiği an bittiğini” söylemek… Konuştuğum her personelin verdiği cevaplarda aynı şablonu kullanmaları, bunun organize bir durum olduğunu anlatıyor.

Olayın birden fazla yaşandığı yer, yerel bir indirim market şubesi…

Uzun uğraşlardan sonra kendilerine ulaşıp durumu aktarsam da, bunun planlı yapılıp yapılmadığını görmek için kampanya döneminin ilerlemesini bekledim.

Sonuç düşündüğüm gibi olumsuzdur…

Gelelim yaşananlara…

  • Yer: Fenerbahçe’de bir şube,
  • Katalog: 28 Nisan- 11 Mayıs 2026,
  • Ürün: Nestle kare bitter 60 gr
  • Fiyat: 67,50 TL’den 49,50 TL’ye inmiş gösteriliyor…
  • İşin bir de perakendeciyle iletişim kurulamama tarafı var. “Bize ulaşın” şeklinde bir form koymuşlar ama zaman harcayıp, olayı ayrıntılı bir şekilde yazdıktan sonra emeklerinizin uçup gittiğini ve ulaşmanın mümkün olamadığı görüyorsunuz. Aynı hikayeyi tekrar yazıyor ve ‘kurumsal…’ diye başlayan bir başka e posta adresine gönderiyorsunuz, mesaj yine geri geliyor.

Çağrı merkezine de ulaşamadığınız için kızgınlık katsayınız artıyor ve başka kanallar aramaya başlıyorsunuz. İnadım sayesinde müşteri ilişkileri departmanına ulaşıyorum ve ancak bu aşamadan sonra dönüş sağlanıyor.

Elbette bu olay sadece 1-2 perakendeciye ait değil, salgın haline gelmiş durumda. Daha önce de başka bir ulusal zincirde rastladığım ve açıkladığım Balparmak çam balı olayı var ki; kampanyanın son gününe kadar orta ölçekli şubelere hâlâ kampanya fiyatlı ürün gelmemişti. Üstelik normal fiyata satılamayacağı için de rafta bulunan aynı gramajdaki ürünler kaldırılmıştı.

Perakendeciyi de, marka sahibini de yakından tanıdığım için bir ihtimali daha belirtmeliyim. Perakendeci, marka sahibi ile mutabık kalmadan kendine göre bir fiyat belirleyebilir ve yayınlayabilir. Kategori lideri marka sahibi ise, piyasa fiyat yapısı bozulduğu için o üründe sevkiyatı geçici olarak durdurabilir.

Kampanya döneminde birbirlerine sitem etseler de zorunlu ilişkilerine devam ederler. Böyle bir ihtimal de vardır ve bunun tüketici dışında kaybedeni yoktur. İki tarafa da reklam katkısı sağlanmış; farkında olan az sayıdaki müşteri de bir şekilde ikna edilmiştir.

ESK’nın tezgahtaki ürünlerini (kıyma ve kuşbaşı) inserte koymanın yanlışlığını da kenara not edelim. Markette sık sık yok durumuna düşen bir ürünün uygun fiyatı kimseyi ilgilendirmez, aksine kızdırır. Tek istisnası Koop Marketlerde satılan donuk ürünlerdir ve bunların reyonlarda sürekliliği vardır.

İşin bir de algı yaratma tarafı var. Samsun Kasaplar Odası Başkanı Ömür Şen,  “Kasaplarda satılan etin pahalı olmadığını, asıl fiyat algısının lokantalardaki ürünler üzerinden oluştuğunu” söylemiş.

Bununla da yetinmemiş, gerçek dışı bir ifadeyle “Ete gelen zamma ben zam demiyorum. Kırmızı et fiyatları 2-3 senedir yerinde sayıyor” diyebilmiş.

Dünyanın en pahalı kırmızı eti Türkiye’de (hem de dolar ve euro bazında) satılırken, Oda Başkanı’nın bu cesaretine şaşırmadım desem yalan olur!

Biz onun gibi yapmayalım ve rakamlarla konuşalım…

Önce karkas fiyatlardan başlayalım. (Kaynak: UKON)

  • Dana karkas; 27 Nisan 2023 tarihinde 225 TL iken, 30 Nisan 2026 tarihinde yüzde 166 artışla 598 TL olmuş.
  • Dana eti perakende fiyatlarına gelince; ulusal perakende zincirlerde, Mayıs 2023’te dana kıyma fiyatı (% 7- 14 yağlı) 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 254 artışla 1.061 TL olmuş.
  • Dana kuşbaşı fiyatı (şişlik), Mayıs 2023’te 300 TL iken, Mayıs 2026’da yüzde 224 artışla 1.117 TL olmuş.
  • Tezgahlarda en fazla satılan ilk sıradaki ürün dana kıymadır. Bu üründe 1 yıllık değil, sadece son 10 aylık fiyat artışı yüzde 77’dir. Haziran 25’te 600 TL olan fiyat, Mayıs 2026’da 1.061 TL olmuştur.

Böyle bir oran hangi kategoride vardır?

Sonuç olarak; Başkana hem 2-3 senedir fiyatların yerinde saymadığını hem de fiyatın esas hangi aşamada şiştiğini göstermek istedim. Eğer bir meslek grubunu temsil ediyorsanız inandırıcı olmak zorundasınız. Yetmez, bizim yaptığımız gibi konuştuklarınızı da rakamlarla ortaya koymalısınız…

Buna ilaveten et spekülatörleri, kurban bayramı öncesi tekrar hareketlenmiş ve yeni fiyat artışlarına kapı aralar şekilde; son 1 yılda yüzde 10,5 azalan üretim miktarını vitrine koymuşlardır. Hem de düşen kişi başı tüketim miktarını görmezden gelerek…

2023 yılı sonu itibariyle, kişi başı kırmızı et tüketim miktarı 22 kg civarındayken, 2025 yılı sonu itibariyle bu miktar yüzde 27 azalışla 16 kilograma kadar gerilemiştir. (Kaynak: Gaziantep İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birlik Başkanı Osman Türkman)

Aynı dönem kırmızı et kişi başı tüketimde; AB ortalaması 34,5 kg, OECD ortalaması 34,8 kg, ABD ortalaması 66,7 kilogramdır.

Eğer talep, arz ile aynı veya daha fazla oranda azalıyorsa, fiyat artışı bu gerekçeye bağlanamaz!

Hangi gerekçeye bağlanabileceğini sık sık dile getiriyorum zaten…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Yerli markalar neden yabancılara geçiyor?

Ercüment Tunçalp

Burada uzayan listeyi vermek yerine, yabancıların özellikle gıda sektöründeki markalarımıza olan ilgisini yorumlayacağım. Zira dijital ortamda bu listelere ulaşmak çok kolaydır.

Önce bu aşırı ilginin nedenlerine bakmak gerekir. O zaman görülecektir ki; bu beklenmeyen bir durum değildir. Zira alan da satan da bu ticaretten son derece memnundur. Yani bu alışverişin kaybedeni yoktur!

  • Gıda sektörümüzde kâr marjları, özellikle ölçek avantajına sahip şirketlerimizde (ölçek ekonomisi) küresel ortalamanın üzerindedir. Üstelik 85 milyonluk bir ülkede ulusal zincir sayısının beş olması üretici markalar açısından avantajdır. Örneğin 6 milyon nüfuslu Danimarka’da 11 ulusal perakende zincir vardır ve aralarında kıyasıya rekabet yaşanmaktadır. Benzer durum 10 milyon nüfuslu Portekiz için de geçerlidir.

Peki bu ne demektir?

  • Bizdeki ticari ortam, tedarikçinin piyasayı daha rahat kontrol etmesini ve az sayıda perakendeci ile “kazan kazan” uygulamasını kolaylaştırmaktadır. Devamında sektör içindeki diğer zincirlerin de belirlenen ana stratejiye uyumlarını sağlamak o kadar zor olmamaktadır.
  • Bütün dünya ile döviz bazında fiyat kıyaslamaları yapmaktayız. Küresel markaların ülkemizdeki kadar fiyatlama rahatlığını diğer ülkelerde göremiyoruz. Yani döviz bazında pahalı kalmamız şirketlerimizi cazip kılmaktadır.
  • Dolayısıyla yabancı yatırımcıların ileriyi görerek, “kavgada yumruk sayılmaz” kabilinden biraz daha bonkör davranması mümkün olmaktadır. Yerli marka sahipleri de bir anda elde edecekleri yüksek kazancın etkisiyle şirketlerini hızlı şekilde elden çıkarabilmekteler. Böylece iki tarafta bu alışverişten kârlı çıktıklarını düşünmekteler.
  • Şirketlerini elden çıkaran iş insanlarımız bir taraftan istihdam yükünden kurtulurken, diğer taraftan ülkemizde çok geçerli olan rant ekonomisine dahil olarak servetlerini daha hızlı büyütmeyi tercih etmekteler.

Alanı da satanı da eleştirmek haksızlıktır. Empati yaptığımızda görüyoruz ki; ülkemizdeki bu ticari ortam yatırımcıların hatası değildir.

  • Yukardaki her iki kulvarın da tatminkar kazanç sağlaması; geriye kalan birçok markayı da yabancılara kaptıracağımızın işareti sayılabilir.

Peki nereye kadar?

  • Bir taraftan servet dağılımı hızla bozulurken, diğer yandan rekabetçiliğin ortadan kalkmasıyla; geriye üst gelir grubu ile alt gelir grubu kalacak, kaybolan orta gelir grubu nedeniyle de ekonomik büyüme ivme kaybedecektir.
  • Yabancı sermayeli şirketleri bünyesinde barındıran YASED (Yabancı Sermaye Derneği) gün geçtikçe büyüyen öncü bir sivil toplum kuruluşudur.
  • Resmi politikalar üzerinde etkilerini artırmalarının getireceği durumu tahmin etmek zor değildir. Yerli yatırımcıların bir de bu yönden bakmaları isabetli olur.
  • Elbette Türk şirketleri de küresel markaları (sayıca az da olsa) bünyelerine katıyorlar. Aradaki önemli fark; alınan markaların küresel şöhretinden istifade amaçlanırken, satılan şirketlerin yerel bilinirliğini küresel alana taşımanın zaman ve ek yatırımlar (özellikle teknoloji) gerektireceğidir. Acaba yabancı yatırımcı bu zahmetli süreci neden göze almaktadır. Bir kısmını yukarda açıkladım.

Devam edelim…

  • Yıllardır “katma değerli ürünler ihraç etmeyi” konuşuyoruz. Ancak hâlâ zeytinyağını, balı, fındığı dökme olarak gönderiyoruz. Hatta fındığımızı, satın aldığı yerli firma kanalıyla ucuza kapatıp, yüksek kâr marjıyla dünyaya satan bir marka örnek model oluşturuyor. Sayılarının artma ihtimali vardır.
  • İç piyasaya gelince; ülkemizde üretilen suyu, sütü, zeytini, tavuğu, kırmızı eti, kuruyemişi, çayı, buğdayı (ekmek ve makarna olarak) işleyerek uygun buldukları fiyatla tüketicilerimize sunarak, elde ettikleri kârı da kendi ülkelerine taşıyorlar. Tekrar ediyorum; onları da eleştirmiyorum, kendi ülkem adına özeleştiri yapıyorum. Zira girişimcilik en uygun pazarlara odaklanmayı gerektirir. Eğer siz kendi değerlerinize sahip çıkamıyorsanız, yabancıya kızma hakkınız kalmaz.

İşte bu gelişmeyle, “Elin taşıyla elin kuşunu vurmak” sözü rafa kalkıyor, yerine “Elin taşıyla kendi kuşunu vurmak” sözü devreye giriyor.

Sonuç olarak; bir ülkeye yabancı yatırımın gelmesi ve sıfırdan değer yaratması arzu edilen bir şeydir. Ancak bizdeki durum bu değildir. Başarılı şirketlerimizin salgın halinde el değiştirmesidir. Maalesef uzun vadede bunun ne demek olduğunu yaşayarak göreceğiz.

Kaldı ki yabancı yatırımcılar Türkiye sınırları içinde kuracakları şirket türünde Türkler ile eşit haklara sahiptir. Hatta şirket sahipleri çeşitli vergi avantajlarından yararlanıp, elde ettikleri gelirleri yurt dışına serbestçe transfer edebilirler. Türkiye’de kurdukları şirketler için yabancı personel istihdamına dair çalışma iznini de kolayca alabilirler. (Kaynak: Mükellef)

Bunu desteklemek başka bir şey, yıllarca emek harcanmış başarılı yerli markaların kaybına dertlenmek ise başka bir şeydir. Meramımın anlaşıldığını umuyorum.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER