Ercüment Tunçalp
Don olayını da fırsata çevirdiler!
Zirai don ülkemizin birçok yerinde üretim miktarını düşürdü. Bir kere önce bu gerçeği kabul edeceğiz. Elbette buna bağlı olarak don hasarı gören ürünlerde fiyatların yükseleceğini de biliyoruz. Ancak bütün ürünlerde değil!
Son yıllarda enflasyonun bütün nimetlerinden faydalanan fırsatçılar, bu sefer de don olayından ek kâr sağlamanın peşine düştüler. “Bu sene meyve sebzeyi pahalı yiyeceğiz” söylentileri yayarak önce tüketiciyi hazırladılar. Bu toptancı ifade meyvenin tümünü (doğrusu küçük bir kısmını) kapsarken, don olayından hiç etkilenmeyen sebze de konuya dahil edilmiş oldu!
Sonra da tahmin edileceği üzere ölçünün kaçtığı fiyat şişirmeleri başladı.
Gıda Dedektifi hesabından; üretici fiyatının (6 lira) 10 katı ile tüketiciye ulaşan (60 lira) sıkma portakalı görebilirsiniz. Burada şaşırtıcı olan bu üründe toplam rekoltenin yüzde 95’i don olayından önce zaten toplanmıştı.
Yine aynı kaynaktan üretici fiyatının (24 lira) 11 katı ile tüketiciye ulaşan (275 lira) yeşil erik don olayından etkilense de; bu nasıl bir piyasa ise üreticinin mağduriyetini azaltmak yerine bazı aracıların kârını artırmıştır.
Hal kayıt sistemine göre sadece 35 liraya alınan çeri domatesin aracısız şekilde 255 liraya satılması ise en tuhafıdır. Kazanca bakar mısınız?
Sıcak iklimli ülkelerden ithal edilen muz da adeta don mağduru yapılmış!
Aynı tarihte komşu iki indirim marketteki aynı ithal muzun fiyatları; birincisinde 99.50 lira, ikincisinde 149.50 lira idi. Birincisi de bu ticaretten para kazandığına göre yüzde 50 fazlasını ek kazanç olarak cebe indiren ikincisi bir de indirim market olmasaymış ne olurmuş, gerisini sizlerin yorum ve takdirlerinize bırakıyorum.
Şimdi sıra büyük resme bakmaya geldi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın açıklamasına göre, 34 ilde zirai dondan etkilenen ürünlerin armut, ayva, badem, ceviz, elma, erik, fındık, kayısı, kiraz, limon, mandalina, nektarin, portakal, şeftali, üzüm ve fıstık olduğu anlaşıldı. Yukarıdaki 16 ürün dışında zirai donun etkilediği başka bir ürün olmadığı, sebze çeşitlerinin ise hiç etkilenmediği belirtildi.
Şimdi dikkat, “16 ürün yetmez mi piyasanın bozulmasına?” sorusunun cevabını aşağıda bilgilerinize sunuyorum.
- Önce bu 16 üründen 10’unun, henüz hasat zamanı gelmediği için anormal bir fiyat artışı göstermesi normal sayılamaz. Diğer 6 ürün için de artışın önce üreticiden başlaması gerekir. Bu bakımdan üreticide fazla oynamayan fiyatın son satış noktasında fırlaması tuhaftır ve incelenmeye değerdir.
- Yukarda belirtilen ürünlerden ilki olan armudun hasat zamanı, çeşitlerine ve yetiştiği bölgelere göre Haziran ayı sonundan Ekim ayı sonuna kadarki zaman dilimini kapsar. Şu anda gördüklerimiz soğuk hava deposundaki ürünlerdir.
- Dolayısıyla “armudu don vurdu” gerekçesi bugünden fiyat artışına temel oluşturamaz. Temmuz ayından itibaren ne olacağına bakılır!
- Ayvanın hasat zamanı ekim, kasım aylarıdır. Şu anda satışta olanlar soğuk hava depolarından gelen, geçen yılın mahsulüdür ve don etkisini bu günden fiyatlarda görmemiz normal sayılamaz.
- Elma eylül ayında hasat edilir. Don etkisini en az önümüzdeki 3 ayda görmemiz normal değildir. Tezgahlarda gördüklerimiz, soğuk hava deposundan sağlanan geçen yılın ürünleridir.
- Badem hasadı bölgelere göre temmuz ayı ortasında başlar, ağustos ayı sonuna kadar devam eder. Yine bu ürünün dondan ne kadar etkilendiğini ve fiyatları ne kadar artıracağını temmuz ayı ortalarına kadar görmemeliyiz. Dikkat çağladan bahsetmiyorum, konumuz kuruyemiş olan bademdir.
- Ceviz hasadı eylül, ekim aylarında gerçekleşir. Aynı durum bu ürün için de geçerlidir.
- Fındık hasadı ağustos ayında olur ve aynı durum geçerlidir.
- Fıstık hasadı ağustos ayı sonunda başlar, ekim ayı başına kadar devam eder.
- Üzüm hasadı ağustos, eylül, ekim, kasım aylarını kapsar.
- Limon hasadı ekim ile mart ayları arasında yapılır. Don olayı nisan ayında gerçekleştiği için bu seneki etkiyi ekim ayından önce göremeyiz.
- Mandalina hasat zamanı da sonbahar aylarıdır (eylül, ekim, kasım).
Görüldüğü üzere zirai dondan etkilenen ürün sayısı 16 olsa da, bugün sadece 6 ürün fiyatı için yükseliş söz konusu olabilir.
Bu bakımdan; Ticaret Bakanlığı olayın farkında olup, zirai donu bahane ederek tüm ürünlere (don olayından etkilenmeyenler de dahil) fahiş fiyat uygulayanlara ağır idari cezalar uygulanacağını açıklamıştır.
Ancak burada gözden kaçan bir şey var. Binlerce ton üründen kazanılacak ek kâr yanında para cezası hangi seviyede olursa olsun, tolere edilebilecek kıvamda kalır. Yani para cezasının tek başına caydırıcılığı olmaz.
Hani bu ek kazançların bir kısmı zarar gören üreticiye gitse yine bir nebze teselli edici tarafı vardır. Yok öyle olmuyor; üretici perişan, alt ve orta grup tüketici ise ürüne yaklaşamadığı için sıkıntıdadır. Yani 2 kaybeden bellidir.
Peki kazananlar kimlerdir?
Hiç yorulmadan, riski paylaşmadan, azalacak rekolteyi gerekçe göstererek toplam kazancını artıran ve malı götürenlerdir!
“Efendim tarım politikaları yanlış, sebep bu olduğuna göre piyasada fiyat denetimleri yapılmasın, serbest piyasa koşulları işlesin” deniyor.
Bir nedenin varlığı diğer nedenleri ortadan kaldırır mı?
Üstelik bu kadar fırsatçının at koşturduğu ve yüksek enflasyonu araç olarak kullandığı bir piyasada…
Varlığını korumak isteyen hiçbir ulusal ekonomi, serbest piyasa koşullarını sınırsız bırakamaz. Dolayısıyla devlet, fiyatlarda istikrarı sağlamak, üretici ve tüketicileri korumak, monopollerle mücadele etmek gibi sebeplerle doğrudan veya dolaylı olarak piyasaya müdahale edebilir.
Ercüment Tunçalp
İki ülkede iki alışveriş (28) Norveç
Bu hafta da dünyanın en zengin ülkelerinden Norveç ile kıyaslama yapacağız. Ülke Avrupa’da Kuzey Kutbu’na en yakın ülkelerden biridir. Avrupa ortalamasının üstünde yaşam standardına ve ekonomik gelişmişliğe sahip olduklarından Avrupa Birliği’ne girmek istememektedirler. Zira ülke kıyılarındaki petrol rezervlerinin zenginliği ile dünya ve Avrupa balıkçılık sektörünü ellerinde tutmaktalar. Yani AB’nin ısrarları işe yaramamaktadır.
Petrol endüstrisi ülke milli gelirinin dörtte birini oluşturmaktadır. Euro bazında AB ülkelerinin çoğundan daha yüksek perakende fiyatlara sahip olduğumuzdan; bu defa da Avrupa’nın bu en pahalı ülkesiyle kıyaslama yapmak istedik.
- Norveç nüfusu 5,6 milyon olup, kişi başı geliri 90.424 dolardır. 2024 yılındaki bu gelir ile dünyada 4. sırada yer almaktalar.
- Norveç’te sabit bir asgari ücret yoktur. Ortalama aylık ücret 56.250 Norveç kronu (NOK) olup, 4.750 euro karşılığıdır. Sendikalar güçlü oldukları için ücret belirlenmesinde büyük rol oynarlar. Ülkenin en önemli sorunu azalan ve yaşlanan nüfusudur. Bunun için de iş gücü eksikliği çekmekteler. Aşağıda saat başı ortalama ücret olan 250 NOK, kıyaslamalarımızda esas alınacaktır.
- Perakende sektörüne bakacak olursak; nüfusu oldukça az olmasına rağmen müşteri başına satış yüksek olduğundan ulusal zincir sayısının hayli fazla olduğunu görürüz. Bu zincirler; Joker, Kiwi, Meny, 7-Eleven, Norvesen, Coop, YX, Rema 1000, SPAR, Bunnpris (indirim marketi) başlıcalarıdır.
Bizde de güncel bir konu olduğu için altını çizmeliyim. Pazar günü marketler kapalı olsa da önemli istisnalar vardır. Bakkalların tamamı açık olduğu gibi küçük marketler de bu istisnadan faydalanıyorlar. Örneğin yukarda saydıklarımızdan Bunnpris ve Joker açık kalan zincirlerdendir. Bakkalların bir kısmı gece geç saatlere kadar, bazıları da gece boyunca açık kalabilmekteler.
Şimdi bu zengin ülke ile kıyaslamalarımıza başlayalım…
- Bu ülkede çalışan “Norveç’ten Jale” kullanıcı adlı youtuber, 1 saatlik geliri ile (250 NOK) aşağıdaki listede görünen ürünleri satın aldı.
Alışveriş tarihi: 26 Aralık 2025
Market adı: KIWI
Dikkate alınan kurlar: 1 Euro= 50.60 TL, 1 NOK= 4.28 TL’dir.
1Euro = 11.84 NOK’tur.
- Norveç saatlik ücretin TL karşılığı, 250 NOKX4.28= 1.070 TL’dir.
- Türkiye saatlik ücreti 28.075/30= 935.85 TL günlük/7.5 saat= 128.78 TL’dir.
- Listenin birinci sütununda Norveç fiyatları NOK olarak, ikinci sütunda Norveç fiyatları TL’ye çevrilmiş şekilde, üçüncü sütunda ise Türkiye fiyatları yer almaktadır. Önemli bir nokta, fiyatlar etiket üzerinden alındığı için saatlik ücret olan 250 NOK ile tutmamaktadır. Zira alınan miktarları tam bilemediğimiz için (veya fiyatlarını dikkate aldığımız ama kasadan geçmemiş ürünler olabileceği için) birim fiyatlar üzerinden kıyaslamayı yaptık ve daha sonra Türkiye fiyatlarını da Norveç ile aradaki makasa göre revize ettik.
Listede Norveç fiyatları toplamı 458,10 NOK, karşılığı 1.960,52 TL, Türkiye fiyatları da 1.611,52 TL çıkmıştır. Bizim fiyatlarımız %17.80 daha ucuzdur.
250 NOK üzerinden endekslersek, Norveç alışveriş tutarı 1.070 TL ise, Türkiye tutarı 879,54 TL olacak ve aradaki fark yine %17,80 çıkacaktır.
- Görüldüğü gibi bu zengin ülkede bile dana kıyma, ekmek, muz ve çikolata döviz bazında bizden ucuzdur.
- Alışverişini %17.80 daha ucuza getiren vatandaşımızın geliri Norveç vatandaşından %88.32 eksiktir.
- Norveçli bu küçük alışverişi 1 saatlik geliri ile 1 ay içinde 225 defa yapabilme imkanına sahipken, bizim vatandaşımız aynı alışverişi yaklaşık 1 saatlik geliri ile 1 ay içinde ancak 32 defa yapabilmektedir.
Biraz daha anlaşılır hale getirelim; bizdeki her alışverişe karşılık Norveç’te 7 alışveriş mümkün olmaktadır.
- Aylık gelirlere bakacak olursak: Norveç’te maaş 250 NOK (4750 euro) iken karşılığı 240.750 TL’dir. Ve bu ücret 2025 yılına aittir.
Türkiye’de yeni aylık gelir 28.075 TL (555 euro) olup, henüz vatandaşın eline geçmeyen 2026 yılına ait asgari ücrettir. Buna rağmen arada 8.5 kat fark vardır.
- Eğer her iki tarafın da gelir ve fiyat seviyeleri benzerlik gösterseydi; bizdeki alışverişin tutarı 879,54 TL yerine 123,53 TL olmalıydı. Ya da 879,54 TL’lik alışverişi yapan vatandaşımızın geliri 198.084 TL olmalıydı.
Sonuç olarak; bu sanal tablonun en küçük bir gerçekleşme olasılığı yoktur ama dış güçlerin bize yutturmaya çalıştıkları ve satın alma gücü paritesine göre artırdıkları gelirimizin tuhaflığını ortaya koyması bakımından doğru bir örnektir.

Ercüment Tunçalp
Ekonomide aşırı iyimserlik!
Geleceğe dair en olumsuz şartları göz önünde bulundurup, tedbirleri buna göre almak kötümserlik değil, ayakta kalmanın ilk şartıdır. Hayalleri planlara yansıtmak ise çoğu zaman hüsran demektir. Bu gözle 10 ay önce yaptığım yıl sonuna dair yüzde 37’lik enflasyon tahminim tuttu. Elbette bilinen sebeplerle resmi enflasyon yerine İTO’nun yıllık yüzde 37,68 çıkan İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi’ni dikkate aldım. Şimdi de 2026 yılının ‘daha zor’ geçeceğine inanıyorum. Hal böyleyken, bir kısım yazar 2026’dan çok ümitli olduklarını, hatta uçuşa geçeceğimizi yazarken kalemlerinden bal damlıyor. Elbette moral veriyorlar ama bunun nasıl gerçekleşeceğini anlatmıyorlar…
Örneğin;
- Açlık sınırı altında kalan, yetersiz asgari ücret ile daha da zorlanacak çalışanların ve emeklilerin nasıl iyimser olacağını; yüksek kiralar için hangi tedbirlerin alınacağını,
- Yüksek enflasyonun birinci sebebi olan yapısal sorunların halli için bize ulaşmayan hangi müjdeyi duyduklarını,
- Kurun baskılanması devam ederse, ihracatcımızın fiyat rekabeti sorununu nasıl aşacağını, tersi durumda ise ithal hammadde ve ara malların maliyeti artacağından, bu ikilemden nasıl çıkılacağını açıklamıyorlar.
- Bir ülkeye sıcak para, yüksek faiz verilirse veya borsası çok kazandırırsa girer. Buna rağmen içerde faiz düşer ve eksi reel faiz oluşursa, para dövize, altına veya borsaya gider. Kur yükselince de bu enflasyona yansır.
- Reel sektörün 2025 Ekim sonu itibariyle net döviz pozisyon açığı (döviz yükümlülükleri ile döviz varlıkları arasındaki fark) 182,8 milyar dolardır ve artış eğilimi göstermektedir. Bu ihtiyacın da kur riski yarattığı açıktır.
Şirketlerin ayakta kalması için 2025’te yüzde yüze yakın artan iflasların ve konkordatoların nasıl engellenebileceği de bir başka sorundur.
- İsraf bitti mi, tasarruflar devreye girdi mi?
- Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre; Türkiye’nin dış borç stoku 2025 üçüncü çeyrek sonu itibariyle 564,9 milyar dolardır.
Dış borç yükü ise ‘Borç yükü= Borç stoku/GSYH’ hesabıyla ‘564,9/1538= %36,7’dir. Bu iyimser bir tablodur. Çünkü GSYH, TL’den dolara çevrilirken yıllık ortalama dolar kuru dikkate alınıyor. Oysa borç eldeki dolar veya güncel kurdan bulunacak dolar ile ödeniyor. Dolayısıyla GSYH görece daha yüksek, dış borç yükü de düşük çıkıyor.
- Ekonomi ile yakın ilişkisi olan siyasi ısınmanın sona ereceğine dair bir görüntü var mı? Bu iklim yumuşamadan ekonomide iyileşme beklenebilir mi?
- 2025 yılı içinde bir seçim ihtimali yoktu. Oysa 2026 ikinci yarısında ise muhtemelen önümüzde para politikasını, kamu harcamalarını ve buna bağlı olarak finansal koşulları değiştirebilecek bir seçim süreci ihtimali var.
- Henüz yılın başında; İran, Suriye ve hatta bütün dünyanın dengesini bozan Venezuela olaylarının olumsuz ekonomik sonuçları ihtimal dışı mı?
- Bir gazete, İpsos araştırma raporundan aktararak diyor ki; “2015’te yıl içinde 232 kere, yani haftada 4 kez (doğrusu 232/52= 4,46) market alışverişi yapıyorduk. 2025’te yıl içinde 248 kez marketin yolunu tuttuk. Yani artık haftada 5 kez (doğrusu 248/52= 4,76) markete uğruyoruz.”
Hassas bir çalışma ile ortaya çıkan her sonuç değerlidir ama yorum hatalı olursa beklenen fayda sağlanamaz. Yukarda parantez içinde gösterdiğim basit matematik işlemle, 10 yıl sonra haftada 1 gün fazla alışveriş yapıldığı söylemi çelişiyor. Yarım gün bile artış olmadığı ortadadır. Bu haber kısmı…
10 yıl önce tüketici, sadık olduğu marketin kapısından girip alışverişini bir defada bitiriyordu. Şimdi ise ‘fiyatlandırma kaosu’ nedeniyle en az 3 değişik markete uğramadan eve dönemiyor. Yani 2025 yılında artış değil, dramatik bir düşüş olduğu (en az iki alışverişi tek saymak gerekiyor) görülüyor ve fakat bunun değişeceğine dair de bir işaret bulunmuyor. Tersine gelir eşitsizliği artarken, satın alma gücündeki azalış bas bas bağırıyor…
Sonuç olarak; “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.” Görüntüden ibaret olmayan her konu da tartışmaya açıktır ve istişare dışında doğruya ulaşmak mümkün değildir. Örneğin ilk bakışta enflasyon kademeli olarak düşüyor değil mi? Şapkayı havaya atmadan önce TÜFE’de gerileme varken, hangi göstergelerde tersine durum olduğuna da bakmalıyız. Yİ-ÜFE Kasım’da yıllık %27,23’ten, Aralık’ta %27.65’e yükselmiş. Bu artan maliyetlerin habercisidir ve bir müddet sonra raf fiyatlarına da yansıyacağını gösteren alarm sistemidir. Çekirdek enflasyon Kasım’da yıllık %30,27’den, Aralık’ta %31,08’e yükselmiş. TÜFE düşerken çekirdek enflasyonda artış görülüyorsa bu daha önemli soruna işarettir. Zira küresel gelişmelere bağlı kontrol dışı (enerji, tütün ve alkol gibi) kategoriler hesap dışı bırakıldığından, enflasyonun kalıcılığı hakkında daha doğru fikir verir ve profesyoneller tarafından özel olarak takip edilir. Artık süreklilik arz eden 50’nin altındaki PMI endeksi ve 100’ün altında kalmayı sürdüren TGE’den, tekrara düşmemek için bahsetmiyorum bile…
Peki, hiç mi olumlu bir şey yok? Elbette var ama yetersiz kalıyor…
Örneğin enflasyonla mücadelede kısmen başarı sağlanabilmesi, önümüzdeki aylar için yukarda saydığım riskleri barındırsa da olumlu gelişme sayılabilir.
CDS (kredi risk primi) değerinin son 6 senede 600’lerden 215’e düşmesi, sıkı para politikasının da katkısı ile ekonomide iyileşme olarak yorumlanabilir.
Ancak yeterli değildir. Fikir vermesi açısından; İsviçre ve Almanya’nın 10’un altındaki, Avustralya, İngiltere ve İspanya’nın 20’nin altındaki, ABD ve AB ülkelerinin 50’nin altındaki değerleriyle birlikte görmek daha açıklayıcı olur.
Böyle bir tablo, 2026’da feraha ermemize yeter mi?
Asgari ücret ve yüzde 20 fazlasına kadar ücret alanların toplam çalışanlara oranı yüzde 62,5 iken; emeklilerin toplam nüfusa oranı yüzde 18,5’dir. (DİSK AR)
Reel sektörün mal ve hizmet üreteceği müşteri profili de çoğunlukla budur.
Temenni kıvamında seslendirmek yerine; tane tane yukardaki ‘acaba’lara açıklık getirilse de bizler de bu sevince memnuniyetle ortak olabilsek…
Ercüment Tunçalp
Çikolata fiyatları neden düşmüyor?
Ülkemizde oldukça fazla küresel çikolata markası bulunduğundan, aşağıda belirteceğim şaşırtan beyanların nereden seslendirildiğinin pek önemi yoktur. Zira bizde de hemen benimsendiğini ve haklılığının tescil edildiğini hayretle izliyoruz…
Geçen yıl kakao fiyatları zirveyi görünce anında fiyatları artıranlar; bu yıl 65 yılın en sert düşüşünü takiben, “stoklarımız var, ucuz kakao ve çikolata market raflarına en erken 2026’nın ikinci yarısında yansıyabilir” diyorlar.
- Yani fiyatlar arttığı zaman depolarda ucuz maliyetli stok yok, fiyatlar düşünce elde pahalı stok var öyle mi?!
- Tüketiciye verilmek istenen; “2026’nın ilk 6 ayında fiyat düşüşü beklemeyin” mesajıdır.
- Bırakınız büyük markaları, küçük işletmelerin bile geçtiğimiz Ağustos ayında, yeni rekoltenin yüksekliği hakkında bilgileri oldu. Bunu göre göre şirketler ellerinde 11 aylık stok (5+6) tutmazlar…
İşte 5 Ağustos 2025 tarihli J.P. Morgan açıklamasından bir özet:
“Arz tarafında, Ekvador’da hava koşullarının iyileşmesi ve yeni dikilen kakao fidanlarının olgunlaşmasıyla birlikte kakao üretiminin 2025/2026 sezonunda artması bekleniyor. 2025’in ikinci yarısına bakıldığında, kakao stoklarının azalması nedeniyle (aynı fikirdeyim) öğütme işlemlerinin mevsimsel olarak düşük kalması muhtemel gözüküyor. Hava koşullarının iyileşmesiyle birlikte kakao üretiminin artması ve durumun fiyatlar üzerinde daha fazla aşağı yönlü baskı oluşturması bekleniyor” deniyordu…
Tekrar ediyorum, Ağustos ayında görünen manzara buydu…
Devam edelim…
- Deneyimli tüccar yeni sezonun rekoltesini görmeden stoğa yüklenmez. Nitekim zaten böyle bir acemiliğin olmadığını, işletmeye ucuz ürün girdiği halde fiyatın düşmediğini birçok kategoride gördük ve seslendirdik. Örneğin Kasım ayının ilk günlerinde; kakao, ayçiçeği yağı ve çam balında bir yıl önceye göre gerçekleşen rekolte artışının fiyatlara neden yansımadığını ve diğer ülkelerin döviz bazında bizden nasıl ucuz kalabildiklerini sormuştum, hâlâ cevap beklemekteyim…
- Kakao hasatı ülkelere göre küçük farklar gösterse de yılda iki hasat dönemi vardır. Birçok bölgede ana hasat Ekim ve Mart ayları arasında; ikinci hasat (orta hasat) ise Mayıs ve Ağustos arasında gerçekleşir.
- Nitekim Eylül ayına geldiğimizde; ABD’de faaliyet gösteren emtia borsası Intercontinental Exchange, “kakaonun ton fiyatının 2024 sonundan Eylül ayına kadar yüzde 40’ın üzerinde gerileyerek 7 bin doların altına indiğini” duyurdu.
- Aynı kaynak Kasım ayında da; “kakaonun ton fiyatının 2024 sonundan bu tarihe kadar yüzde 55’den fazla gerileyerek 5 bin 160 dolar seviyelerine indiğini” bildirdi.
- Aralık başında gördüğümüz manzara ise, 2024’ün sonunda 12.000 $/ton seviyelerine çıkan kakao fiyatının, 2025 sonunda 5.000 $/ton civarına indiğidir.
- Yani markalar kakao fiyatının düşeceğini bugün değil, 5 ay önce öğrendiler. Dolayısıyla 5 ayın üzerine tüketiciye “6 ay daha bekleyeceksin” mesajının haklılığı yoktur.
Buna rağmen önümüzdeki zaman diliminde oluşabilecek ‘bize özel’ senaryoya da bakalım.
- Bazı markalar marketlerde daha aktif olacaklar (yılbaşı aksiyonlarında görüldüğü gibi), indirimli ürünler “stoklarla sınırlı” olacak ve yine eski normal raf fiyatına dönülecektir. Zira artık o seviye kazanılmış haktır!
- Elbette indirimdeki çikolata fiyatları da hak ettiğinden daha pahalıdır. Normal raf fiyatı ise çok daha abartılıdır (Greedflasyon).
- Geçen yıl haklı olarak fiyatlar arttı. Ancak o durumda bile bazı markalar tarafından hissettirmeyecek miktarda gramajlar düşürüldü (Shrinkflasyon).
- Yetmedi, bazı ürünlerde içerik değiştirildi, örneğin kakao yağı yerine ucuz bitkisel yağlar kullanıldı (Skimpflasyon).
Sonuç olarak; normalde çikolata fiyatlarının 2025’in ikinci yarısında etap etap düşürülmesi gerekirken, bu yapılmayıp 6 ay daha süre istenmesinin mantığı yoktur. Kaldı ki küresel uygulamalardan ayrıldığımız husus, yüksek enflasyonun getirdiği fiyatlamadaki bozulmadır. Zira pazara hakim olan firmaların fiyatlarını arz ya da talep koşullarından bağımsız olarak belirleyebilmeleri, tam rekabet piyasasının gelişmesini de engellemektedir.
Şimdi de örneklerle Avrupa’dan nasıl ayrıştığımıza bakalım:
- Toblerone 3×100 gr çikolata Fransa’da 3.78 euro iken, Türkiye’de 14.22 euro (3×239.95= 719.85 TL) fiyata satılmaktadır. Ferrero Rocher 16’lı çikolata Almanya’da 1.99 euro iken, Türkiye’de 4.62 euro (233.95 TL) fiyata satılmaktadır.
- “Yukardaki ürünler ithal” diyecekler için yerli üretim ile devam edelim. Gebze’de fabrikası olan bir İsviçre markasının 90 gr çikolatası Almanya’da 1.04 euro iken, Türkiye’de 3.15 euro (159.95 TL) fiyata satılmaktadır. Bu marka nasıl oluyorda euro bazında 3 katı fiyatla raflarımızda yer alabiliyor?
Bitmedi. Avrupa’da Penny, Rewe, Edeka ve Kaufland 79 cente kadar bu ürünün fiyatlarını düşürdüler.
- Ülkemizde 1 euro’ya yerli 60 gr çikolata yokken, Avrupa’da 100 gramı 1 euro olan kaliteli çikolata bulmak nasıl mümkün olabiliyor?
- Elbette Avrupa’da da 4 euro’yu bulan lüks ürünler var ama konumuz o değil.
- Sonuç olarak; her fiyat yüksekliğinin maliyet kaynaklı olmadığını belirtmek istedim. Nitekim Avrupa’nın en pahalı iki ülkesinden biri olan Norveç’te yapılan bir alışverişin tutarı nadir de olsa bizden daha yüksek çıktı. Ancak bu ülkede bile 3 kalem ürün; kırmızı et, muz ve çikolata euro bazında oldukça farklı şekilde ucuz çıktı. İlk ikisini çok yazdım, çikolataya sıra biraz geç geldi.
