Sosyal Medya Hesaplarımız

Genel Haberler

İşveren risk artışına dikkat çekti

Editör
Abone Ol:

“Var olan risklerin yanına, yeniden seçime gidilme ihtimali ve terörün neden olduğu politik riskler de eklendi”

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu(TİSK), siyasi ve ekonomik belirsizliklerin, makro dengeleri olumsuz etkilediği uyarısında bulundu. TİSK tarafından yayınlanan Temmuz ayına ilişkin Ekonomi Bülteni’nde, Temmuz ayında Türkiye ekonomisinde varolan risklerin yanına, yeniden seçime gidilme ihtimalinin ve terörün neden olduğu politik risklerin de eklendiğine dikkat çekildi.

TİSK’in Ekonomi Bülteni’nde, dünya ekonomisinin, Yunanistan, Çin ve Rusya kaynaklı riskleri göğüslemeye, mevcut kırılgan istikrarı korumaya çalıştığına da dikkat çekilerek, “Ancak bugün istikrarlı gibi görünen ülkeler dahi ya yüksek borçlanma ya da yüksek cari açık nedeniyle sorun yaşamaya adaydır. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın (FED) politika faiz oranlarını yükseltmesi ile birlikte iç ve dış dengesi zayıf düşmüş ekonomiler, istikrarı sağlamakta zorlanacaklardır.Nitekim IMF, bu ayın sonuna doğru yayınladığı Dış Alem Raporunda Türkiye, Malezya ve Güney Afrika’nın rezervlerinin döviz cinsinden kısa vadeli borçlarına göre yetersiz olduğu ve bankacılık sektörünün buradan doğacak döviz riskini karşılamakta zorlanabileceği tespitini yapmıştır” ifadeleri kullanıldı. TİSK Bülteni’nde ayrıca şunlar kaydedildi:

“Sıraladığımız bu riskler, ekonomideki belirsizliği artırmaktadır. Bu da doğal olarak para, döviz ve mal piyasalarında fiyatları yükseltmekte, zaten zayıf seyreden yatırım eğilimini daha da aşağıya çekmektedir. Halen yüzde 3 civarında seyreden büyüme hızındaki yetersizliğin işsizliği daha da artırabileceği, kaygı yaratan bir diğer husustur. Ancak Hükümetin şimdiye kadar bütçe dengesini bozucu hamlelerden kaçınmış olması ve mali disipline bağlı kalması Türkiye Ekonomisi için çok önemli bir avantaj sağlamaktadır”.

Türkiye’de yılın ilk altı ayı sonunda ekonomiye sanayi üretimindeki düşüş ve dış dengedeki bozulmanın damga vurduğu belirtilen Bülten’de,  sanayi üretimindeki ve ihracatındaki azalışı otomotiv sektöründeki işçilerinin iş bırakma eylemlerinin etkilediğine işaret edildi.  Bültende şöyle denildi:

“Söz konusu yasa dışı iş bırakma eylemlerine maruz kalan firmalar, 2015 yılı içinde çok başarılı performans gösteren otomotiv ana ve yan sanayi firmaları olmuştur. Eylemler sadece üretimi değil, ihracatı da kesintiye uğratmıştır. Mayıs ayında
otomotiv üretimi yüzde 13 azalırken, otomobil üretimindeki kayıp da 15 bin aracı bulmuştur. Mayıs’ta yaklaşık 25 bin araç ihraç edilememiş; otomotiv ihracatı yıllık bazda yüzde 28, aylık bazda yüzde 30 azalmıştır. Ayrıca, eylemler nedeniyle duran
üretim, ithal otomobillerin Nisan ayında yüzde 72 olan pazar payını yüzde 80’lik
rekora taşımıştır. Otomotiv sektöründe ağır vasıtalar dâhil toplam pazar kaybı yüzde10’a çıkmıştır. Dolayısıyla, bu durum cari açığı da olumsuz yönde etkilemiştir.”

TİSK’in yaptığı hesaplamalara göre, 14 Mayıs – 4 Haziran dönemindeki eylemler, 12 işyerinde 32 bin 944 personelin çalışamamasına ve 236 bin 235 işgünü kaybına yol açtı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na göre, 2014 yılının tümünde grevler nedeniyle kaybedilen işgünü sayısının 365 bin 411 olduğu dikkate alındığında, yaklaşık üç hafta süren eylemlerin olumsuz etkisi daha net biçimde ortaya çıktı.

Bülten’de yer alan bilgilere göre, 2015 Mayıs ayında sanayi üretimi Nisan ayına göre hız kaybetti ve mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi yüzde 2,0 azaldı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış Sanayi Ciro Endeksi Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 1,6 oranında azaldı ve endeks (2010=100 iken) 181,7’ye geriledi. Takvim etkisinden arındırılmış Sanayi Ciro Endeksi ise yıllık bazda yüzde 8,5 yükseldi. İmalat sanayinde Kapasite Kullanım Oranı, 2015 Temmuz ayında bir önceki aya göre 0,8 puan artarken, 2014 yılının aynı ayına göre 1 puan azaldı ve yüzde 75,9 düzeyinde gerçekleşti. Bu, 2013 yılı sonundan bu yana elde edilen en yüksek oran olarak kaydedildi.

Türkiye ihracatta neden “Yerinde sayıyor”?
Dış ticaret verilerine de değinilen TİSK Bülteni’nde, ihracatın, 2015 Haziran ayında, 2014 yılının aynı ayına göre yüzde 6,9 azalarak, 11 milyar 996 milyon dolara gerilediği, 2015 Ocak-Haziran döneminde de geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,2 azalarak 75 milyar 512 milyon dolara düştüğü kaydedildi.

Bülten’de “Türkiye ihracatta zorlanmaktadır. İhracattaki düşüşte, küresel ölçekte dış ticaret hacminin daralması ve Dolar/Euro paritesindeki değişim etkili olmaktadır” denilirken, ihracatta “adeta yerimizde sayışımızın” temel nedenleri olarak da şunlar sıralandı:

• Türkiye’nin yüksek katma değerli ya da sermaye yoğun (yüksek teknoloji ürünü) mallar ihraç edememesi, ihracatı artırmayı engellemektedir.
• Türkiye son on yıldır ihraç ürünleri gamında değişiklik yapamamıştır.
• Türkiye benzer ürünleri ihraç eden ülkelerin baskısı altındadır. Örneğin tekstilde başta Çin, Uzak Doğu’nun baskısı ileri düzeylerdedir. Zaman içinde gelişmişlik düzeyi Türkiye’nin altında olan ülkeler de rekabet piyasasına girmektedir.
• En fazla ihraç ettiğimiz ürün olan otomotivde yurt içinde kalan katma değer düşüktür.
•Politik nedenle Türkiye’nin geleneksel ihracat pazarlarındaki konumu zayıflamıştır. Örneğin yılın ilk yarısında Kuzey Afrika’ya yapılan ihracat yüzde 15,8 azalmıştır.

Dış ticaretteki bu olumsuz tablonun cari açığa da yansıdığı anımsatılan Bülten’de, “Nitekim 2015 Mayıs ayında cari işlemler açığı, 2014 yılının aynı ayına göre 342 milyon dolar artarak 3 milyar 994 milyon dolara ulaşmıştır. Yıl bazında cari işlemler açığı da 44 milyar 687 milyon dolara yükselmiştir” denildi.

Beklenti istikrarsızlığı enflasyonu etkiliyor
TİSK’in Temmuz ayı “Ekonomi Bülteni”nde, 2015 yılının ilk altı ayı itibariyle bütçe gerçekleşmelerinin,  Hükümetin mali disipline büyük ölçüde bağlı kaldığını gösterdiği belirtilerek, “Haziran ayı merkezi yönetim bütçe sonuçları da bu düşüncemizi doğrular niteliktedir” denildi.

Maliye politikasında sağlanan istikrara rağmen siyasi ve ekonomik belirsizliklerin artmasının ekonomide güven ortamının geçen yıla göre zayıflamasına neden olduğu kaydedilen Bülten’de, şöyle devam edildi:

“Nitekim Tüketici Güven Endeksi, Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 2,7 oranında azalmış ve Haziran ayında 66,45 olan endeks Temmuz ayında 64,66’ya gerilemiştir. Reel Kesim Güven Endeksi ise Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 1,4 yükselmiş, fakat 2014’ün Temmuz ayına göre yüzde 3,5 düşmüştür. Ekonomik Güven Endeksine gelince, Temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 4,8 oranında artarak 79,8 değerinden 83,6 değerine yükselmesine rağmen, 2014 yılı Temmuz ayına göre yüzde 7,2 azalmıştır. Beklentilerdeki bu istikrarsızlık enflasyon oranını olumsuz etkilemektedir.”

Bülten’de, geçen yıla göre daha düşük seyretmekle birlikte, enflasyon oranının istenilen düzeye çekilememesinin, döviz kuru artışlarına, belirsizliklere ve kurumsal düzenlemelerin zayıflığına bağlı olduğu vurgulanarak, “sanayi sektöründe KDV ve ÖTV oranlarının yüksekliği imalat sanayiinde fiyatların artmasına neden olmaktadır” ifadesi kullanıldı.

TCMB kur artışına karşı alınacak önlemler konusnuda net değil
TCMB’nin uyguladığı sıkı para politikasına rağmen yılın üçüncü enflasyon raporunda 2015 yılı için beklenen enflasyon oranını yukarı doğru, yüzde 6,9’a çektiği de anımsatılan Bülten’de, “TCMB buna gerekçe olarak, tarım ürünleri fiyatlarındaki düşüşe rağmen çekirdek enflasyonun istenilen oranda düşmemesini göstermektedir.

TCMB çekirdek enflasyondaki yükselişi ise döviz kurlarındaki yükselişe bağlamaktadır. Ancak TCMB döviz kuru artışlarını neden engelleyemediği konusunda net değildir. Adeta örtük olarak hedef haline getirdiği finansal istikrardan vazgeçmiş gibidir. Bu durum döviz kuru artışlarının engellenmesinin daha da zorlaşacağını göstermektedir. Bu tabloya bakarak, hız kesmiş olsa da enflasyonun hala yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim TÜİK tarafından açıklanan dört farklı fiyat endeksindeki gerçekleşmeler bu düşüncemizi destekler niteliktedir” denildi.

 

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Genel Haberler

Sampi Pide: Gıdada doğru yatırım modeli her zaman daha çok kazandırır

Editör

Yazar:

Sampi Pide CEO’su Zeynel Akyol, artan maliyetlere karşı geliştirdiği “Sampi Express & Pizza Portivo” hibrit modelinin ilk şubesini İstanbul Ümraniye’de hizmete açtıklarını söyledi. Doğru yatırım modelinin geleneksel yatırım araçlarına göre çok karlı olabildiğine dikkat çeken Akyol, buna yönelik özel bir çalışma yaptıklarını kaydetti. 3 milyon TL’lik bir sermaye üzerinden geleneksel yatırım araçları ve Sampi Express & Pizza Portivo modelini karşılaştıran bir çalışma yaptıklarını aktaran Akyol, araştırmanın sonuçlarını ise şöyle özetledi: “Vatandaşın yatırım aracı olarak gördüğü üç geneleksel modeli baz aldık. Mevduat, altın-döviz ve borsaya yapılan yatırımla Sampi Express & Pizza Portivo yatırım modelini kıyasladık. 3 milyon TL’lik bir yatırımın bir yıllık getirisini analiz ettik. Buna göre mevduat faizi getirisi yüzde 42 olarak çıktı ancak enflasyon etkisiyle reel getirisinin sınırlı kaldığını gördük. Altın ve döviz ise mevcut veriler eşliğinde yüzde 35 ila 45 arasında bir kazançla yatırımcıya güvenli liman sunsa da düzenli gelir üretmeyen yapıları nedeniyle büyüme tarafında zayıf kaldıklarını gördük. Borsa ise hâlâ önemli bir alternatif olsa da, geniş getiri aralığı nedeniyle belirsizlik barındırıyordu. Bu da yatırımcı için riskli bir alan olarak dikkat çekti. Aynı zamanda tüm bu yatırım araçlarının yatırımcıya düzenli bir nakış akışı sunmuyor olması da araştırmanın dikkat çeken bir diğer tarafı oldu.”

Devamını Oku

Genel Haberler

Ebebek’in 2030 yılı ciro hedefi 1 milyar dolar

Editör

Yazar:

Bugün 71 ilde 305 mağazası, ebebek.com ve mobil uygulamasıyla hizmet veren ebebek, fiziki ve dijital kanallarını birlikte geliştirerek bebeveynlere daha erişilebilir bir deneyim sunuyor. Marka, 2026 yılı itibarıyla mağaza sayısını 330’a çıkarmayı, online kanallarda büyümeyi hızlandırmayı ve farklı mağaza formatlarıyla daha fazla bebeveyne ulaşmayı planlıyor. Birleşik Krallık ve Kuzey Irak’taki operasyonlarını sürdüren ebebek, uluslararası pazarlardaki varlığını da genişletmeyi amaçlıyor. Marka, 2030 yılına kadar 1 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşmayı hedefliyor.

ebebek Genel Müdürü Can Karadeniz, markanın geldiği noktayı ve gelecek vizyonunu şu sözlerle değerlendirdi:

“25 yılı geride bırakırken ebebek’in bugün ulaştığı noktayı daha net görüyoruz. Türkiye genelinde 305 mağazamız, güçlü dijital altyapımız ve milyonlarca bebeveyne ulaşan hizmet ağımızla önemli bir ölçeğe ulaştık. Bu büyümeyi kurduğumuz güven ilişkisiyle birlikte değerlendiriyoruz. Bugün geldiğimiz nokta, yıllar içinde attığımız planlı adımların ve doğru yatırımların bir sonucu. Bu yaklaşımın finansal sonuçlara da güçlü bir şekilde yansıdığını görüyoruz. 2025 yılında FAVÖK’ümüz, bir önceki yıla göre %25,5 artışla 3,5 milyar TL’ye ulaşırken, brüt kârımız %17,3 artışla 10 milyar TL seviyesine çıktı. Brüt kâr marjımız 0,6 puan iyileşirken, FAVÖK marjımız da 1 puan artışla %12,8’e ulaştı.

Önümüzdeki dönemde büyümemizi sürdürmeyi hedefliyoruz. 2030 yılına kadar 1 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşma hedefimiz doğrultusunda ilerlerken, verimliliği artıran yatırımlara, dijitalleşmeye ve müşteri deneyimine odaklanmaya devam edeceğiz.”

ebebek Pazarlama Direktörü Itır Erel Ergül ise, “25 yıldır ailelerin ihtiyaçlarını anlayarak onların hayatını kolaylaştıran çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. Çünkü, bizim için dünyaya gelen her bebek, kendi bebeğimizdir; bu nedenle ebebek’i bir markadan çok daha ötesi, her an bebeveynlerin yanında olan bir destek noktası olarak görüyoruz. Ürünlerimizden sunduğumuz bilgiye, mağaza deneyiminden dijital kanallarımıza kadar her noktada bebeveynlerin yanında olmayı önceliklendiriyoruz.

Bugün ebebek’i farklı kılan en önemli unsur, ailelerle kurduğumuz güven ilişkisi. Bu bağı her geçen gün daha da güçlendirirken, bebeveynlerin hayatına gerçek anlamda değer katan deneyimler geliştirmeye devam ediyoruz” dedi.

Devamını Oku

Genel Haberler

BRCGS S&D sertifikalı A101 deposu 5. kez AA notu aldı

Editör

Yazar:

Gıda güvenliği ve tedarik zinciri yönetiminde dünya genelinde en saygın referanslardan biri olarak kabul edilen BRCGS S&D standardı kapsamında, A101’in Antalya Meyve Sebze deposu Türkiye’nin ilk ve tek sertifikalı tesisi olarak 5. denetimini başarıyla tamamlayarak en yüksek derece olan AA notunu korudu. Uluslararası kriterlere göre gerçekleştirilen bu denetim, operasyonel mükemmeliyetin sürekliliğini ve sistemin istikrarlı şekilde sürdürüldüğünü bir kez daha tescilledi.

Taze meyve ve sebzelerin kontrollü koşullarda korunmasını kapsayan bu standart, ürünlerin tarladan rafa uzanan yolculuğunda güvenliğin kesintisiz şekilde sağlanmasını mümkün kılıyor. A101, bu güçlü altyapı sayesinde yalnızca ürün sunmuyor; aynı zamanda güven, şeffaflık ve kaliteyi odağına alan bir yaklaşımı da alışverişçilerine taşıyor.

A101, uluslararası standartlarla uyumlu şekilde geliştirdiği operasyonel yaklaşımıyla, gıda güvenliği alanında sektör için referans oluşturmaya ve güven odaklı büyümesini kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor.

Devamını Oku
Advertisement

Etiketler

POPÜLER