Şefik İşeri
İnsanlara güveneceksin ama denetimi de elden bırakmayacaksın!
Patronlar sıfırdan kurdukları işletmelerinde başlangıçta elinde bulunan sınırsız yetkileri, işletmeleri büyüdükçe başkalarına delege etmekte cömert olmazlar. Çünkü patronlar yetkilerini devredince kendilerini elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi hissederler.
Bir ticari topluluğun veya kuruluşun en basit kurumsallaşmışlık göstergesi beyaz yakalı personeli için cumartesi gününün çalışma günü olmamasıdır.
Aile veya şahıs şirketlerinin neredeyse tamamına yakını istisnasız cumartesi günü yarım gün mesai yaparlar. Bu yarım günün şirketlerine maliyetini veya yararını çoğu zaman tartışmaya dahi cesaret edemezler. Patronlar kuruluşlarının her alanında tek karar verici olarak faaliyet gösterirler. Patronların her konuda mutlaka görüş bildirmeleri ve alınan kararlara müdahale etmeleri kurumsallaşmanın önündeki en önemli engeldir.
Patron bazen kurucudur, bazen hakim hissedardır, bazen de patron’un klonlanmış hali olan profesyonel üst yöneticisidir. Patronlar işlerini konularında uzmanlaşmış profesyonellerle yürütmeye cesaret edemezler. Kendilerini yönetim kuruluna çekerek tecrübelerini, birikimlerini buradan kuruluşlarına aktarmayı denemekte ürkek davranırlar. Patronlar/üst yöneticiler çoğu zaman kuruluşun ya kurucusudur ya da hakim hissedarıdır. Dolayısıyla yetkileri sınırsızdır.
Patronlar sıfırdan kurdukları işletmelerinde başlangıçta elinde bulunan sınırsız yetkileri, işletmeleri büyüdükçe başkalarına delege etmekte cömert olmazlar. Çünkü patronlar yetkilerini devredince kendilerini elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi hissederler.
Buna karşılık profesyonel yöneticilerde, şirketini tırnakları ile kazıyarak kuran, geliştiren kurucu patronlardan tamamen kenara çekilmelerini isterler. Halbuki kurumsallaşma ve delegasyon patronun işten elini ayağını tamamen çekmesi demek asla değildir.
Patronun kuruluşu için en verimli organizasyon yapısını konunun uzmanları ile belirlemesi gerekir. Patronun işlerinin yöneticilerine delegasyonunu sağlamaya öncülük etmesi gerekir. Her organizasyonda delegasyondan kaçınmanın, kendinden başkasına güvenmemenin maddi manevi bedeli vardır. Bu durumun tam zıddı olan denetimsizliğin, mutlak güvenin de maddi manevi bedeli de çok ağır olabilmektedir. Ne demiş atalarımız;
“Hüsn-ü zan adem-i itimat” Yani insanlara güveneceksin, fakat denetimi de elden bırakmayacaksın.
Delegasyondan kaçınan patronlar, profesyonellerin aynı işleri kendisi gibi mükemmel yapabileceğine inanmazlar, iyi bir profesyonelle çalışmanın maliyeti ise her zaman onların gözünde çok yüksektir.
Çünkü patronlar profesyonellerin ücretlerini şirketlerinden kendileri için aldıkları aylık nakit miktarı ile kıyaslarlar. Profesyonellere verdikleri ücretler gözlerine hep yüksek görünür. Halbuki mukayese piyasa ile ve işe katkıya göre yapılmalıdır.
Bu anlayış kurumsallaşmanın ve delegasyonun önündeki en önemli engeli oluşturmaktadır.
Geçen yıllarda el değiştiren yıllk cirosu 200 milyon USD civarında olan bir FMCG kuruluşu için aranan genel müdür adayları ile grubun patronu görüşmüş. Patron ücretleri değerlendirirken o kadar şaşırmış ki “Bu adam bu kadar parayı bir ayda nasıl yiyecek” diye hayretini ifade etmiş.
Halbuki o işin başında doğru adam ile yanlış adamın bulunmasının yıllık maliyet farkı, yıllık şirket karlılığı açısından belki o patron için 10 milyon USD dir. Profesyonelin değeri, kuruluşa katacağı katma değer ve iş sonuçlarındaki başarısı ile ölçülmelidir.
Son yıllarda yöneticilerin ücretlendirmelerinde de performansa dayalı değişken ücret sistemi tercih edilir hale geldi. Çünkü çoğu uluslararası meşhur halka açık kuruluşlar sabit ücretlerle çalışan CEO’ların ellerinde iflasa sürüklendi. Yaşanan ekonomik krizlerden edinilen tecrübeler artık kuruluşların bilançolarının makyajlanmasına da izin vermemektedir.
Ceo’ların iş sonuçlarını allayıp pullayıp yönetim kurullarına sunmalarını, finansal gerçekleri gizlemeleri artık çok zor hale geldi. İş alemi artık profesyonellerin ücretlerini performansa, iş sonuçlarına bağlı değişken ücret haline getirdi. Bu yaklaşım değişikliği patronların işlerini gönül rahatlığıyla profesyonellere delege etmelerinin önünü açacaktır.
Kurumsallaşmayı ve delegasyonu sağlamanın ön şartı; patronun gözü profesyonele verdiği parada değil onun şirketin karlılığına katkısında olmalıdır.
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Aralık 2010 – 22. sayısında yayınlanmıştır.
Şefik İşeri
Veda ve teşekkür
Bana bu sayfayı açan Retail Türkiye Dergisi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Bir teşekkürde benim bu sütunlarda yazmamı teşvik eden ve kapıyı aralayan Ataman Özbay’a.
Haziran 2009 yılından bu yana Retail Türkiye Dergisi’nde yazmaya başladım. Dile kolay değil. 6 yıldır aralıksız yazıyorum. Ama sağlık sorunlarım nedeniyle artık çok sevdiğim okurlarıma hoşçakalın demek istiyorum. İlk yazım Haziran 2009 sayısında “Herkes en iyi bildiği işi yapmalı” başlığıyla yayımlanmış. Biliyorum ki veda yazıları yazmak çok zordur. Okurlarımdan özür diliyorum. Bana ne mutlu ki bu yazılarımla birlikte kitapta yayımladım. Bilgi birikimleri genç kuşaklarla birlikte okurlarımla paylaştım.
Bana bu sayfayı açan Retail Türkiye Dergisi’ne sonsuz teşekkür ediyorum. Bir teşekkürde benim bu sütunlarda yazmamı teşvik eden ve kapıyı aralayan Ataman Özbay’a.
Sağlıcakla kalın
Yazarımızın bu yazısı Retail Türkiye Dergisi’nin Nisan 2015 – 74. sayısında yayınlanmıştır.
Şefik İşeri
“Etkin Performans Yönetimi” nasıl yapılır?
Çalışanlar yıllık gelirinin en az %30 unu değişken ücretinden,%70’ini aylık sabit ücretinden almalıdır. Gelirin değişken sabit ayrışımında ideal bölüşüm oranı ise yüzde ellidir.
Şefik İşeri
Hızlı tüketim ürünleri dağıtım kanallarında değişim
Aslında münhasır bayilik sistemi 30yıl sonra işlevselliğini kaybetmiş ve iş gene dönüp dolaşıp çeşit toptancılığına dönmüştür. Piyasalardaki bu dönüşüm ve değişimi gören üreticilerin dağıtım sistemlerini ve bayilik şartlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekmektedir. Sürdürülebilir karlılığı sağlayamayan hiçbir işletme varlığını koruyamaz. Ticaretin esası Kazan/Kazan ilkesidir. Bir tarafın kaybettiği ticari ilişki devamlılığını koruyamaz.
