Sosyal Medya Hesaplarımız

Ercüment Tunçalp

Simit fiyatı serbest bırakılmalı mı?

Ercüment Tunçalp
Abone Ol:

Bir önceki yazımızın konusu ekmek idi. Halkın en temel besin maddesi olarak gerektiği kadar destek görmediğini ve haksız fiyat artış taleplerinin kolay uygulamaya geçtiğini rakamlarla açıklamıştım. Tüketicinin satın alma gücünü bloke ederek diğer ihtiyaç maddelerine pay bırakmadığını da anlatmaya çalışmıştım.

Simit ise tek başına bir ara öğün geçiştirme ürünüdür. Yani jokerdir. Hiçbir şey bulamasanız veya alamasanız idare etmenizi sağlar. Ekmekten farkı ise daha fazla kontrol dışı kalmasıdır. Enflasyon dönemlerinde fiyatları tırmandırmak isteyenler için ekmek ve kırmızı etten sonraki en elverişli üründür.

Şimdi simit fiyatlarının tarihsel gelişimine bakalım:

  • 5 Ocak 2020 – Bu tarihten itibaren İstanbul’da 1,75 TL’ye satılan 100 gramlık simitin fiyatı 2 TL olmuştu.
  • 10 Şubat 2021– Bu tarihten itibaren İstanbul’da 2 TL’ye satılan 100 gramlık simitin fiyatı 2,5 TL’ye yükseltilmişti.
  • 8 Kasım 2022– 100 gramlık simit fiyatı 5 TL’ye çıkmıştı. Bu tarihten önce de aynı simitin fiyatı 3,5 TL idi.
  • 14 Ocak 2023 – 100 gramlık simit resmi tarifede 5 TL iken, 7,5 TL’ye satanlarla ilgili İstanbul Un- İş Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Şaban Özdemir, “Bizim bir zam kararımız yok. Maalesef bunlar art niyetli insanlar” demişti.
  • 23 Ocak 2023 – İstanbul’da tarife dışı şekilde 7,5 TL’ye satılan simitin fiyatı Kocaeli’de resmi kararla 7,5 TL yapılmıştı. Bu ilde de yetkili merciler tarafından fiyat açıklanmadan önce simit 5 TL yerine gayri resmi olarak 6 TL’den satılıyordu zaten (Özgür Kocaeli).
  • 24 Nisan 2023 – Bazı yerlerde 6-7 TL’den satılan sokak simiti bazı pastanelerde 12 TL’ye satılmaya başlanmıştı (TV 100). İşte ip burada kopmuş ve tam bir kaos yaşanmaya başlamıştı.
  • 8 Temmuz 2023– Simitin resmi fiyatı 10 TL oldu.
  • Henüz 2024 yılına girilmeden önce Kasım 23’teki tablo; fiyat tarifesine göre 10 TL’ye satılması gereken simiti 12 TL’ye satanların sürdürdüğü rahatlıktı…

İstanbul Un-İş Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Şaban Özdemir, “Fiyat tarifesine göre simitin 10 TL olduğunu, 12 TL’ye satanların fırsatçılık yaptığını” söyleyerek tüketicilere de mesaj göndermişti; “Denetim yetkisi belediyelerde, müşterilerimiz fiyat tarifesi dışında simit satanları belediyelere şikayet etmeli” demişti (Medyascope).

  • 20 Aralık 2023İstanbul Halk Ekmek 2024 yılı simit fiyatını 7 TL olarak açıkladı.
  • 1 Ocak 2024 öncesi İstanbul’da resmi olarak 100 gramı 10 TL’ye satılan simitin fiyatı yeni yılla birlikte 12,5 TL’ye yükseltildi. Bu rahatlık Halk Ekmek’in 7 TL’lik yeni fiyatından kaynaklanmaktaydı. Yüzde 78,5 oranındaki fazlalık ise vicdanları hiç rahatsız etmiyordu…
  • 30 Nisan 2024 tarihli Resmi Gazete’de yönetmelik değişikliği ile simit fiyatı tarifesinde Ticaret Bakanlığı onayı zorunlu hale getirildi. Bakanlık simit fiyatlarında değişiklik için olumsuz görüş verirse, yeni tarife talebi gerekçeleriyle birlikte tekrar Bakanlık görüşüne sunulacaktı.

Bana göre süreç olumlu sonuçlanmadan mevcut fiyat tarifesini değiştirenler hakkındaki cezai yaptırımın da yönetmeliğe ilavesi uygun olurdu. Zira görüldüğü gibi belediye denetimleri simitteki fiyat karmaşasını önlemeye yetmemiş ve Bakanlık’ta böyle bir karar almaya mecbur kalmıştır. Peki Bakanlık onayı duruma ne kadar etki etmiş, ona da bakalım…

  • 27 Haziran 2024 – İstanbul’a komşu il Kocaeli’de 100 gram simitin 15 TL’ye satılmasına ilişkin teklif Ticaret Bakanlığı’na sunulmuştu. Bayram sonrası Bakanlık kararını açıkladı; tavsiye niteliğindeki karar olumsuz çıktı. Buna rağmen Kocaeli Pastacılar Odası Başkanı Fatih Aysel, bakanlığın tavsiye kararı olumsuz dahi olsa simitin 15 TL’den satılabileceğini söylemişti.

Bitmedi. Ticaret Bakanlığı 12 Temmuz’da ikinci defa 15 TL için olumsuz görüş bildirdi. Buna rağmen yukarda da belirttiğim gibi bu fiyata geçme hazırlığı yapılmaktaydı (Özgür Kocaeli).

Sonuç olarak; top böyle ortada kaldığı sürece (karar tavsiye niteliğinde olunca), yukarda birçok defa gerçekleştiğini gördüğümüz üzere tüketici aleyhine karar almak veya emrivaki uygulamalar yapmak kolaylaşır. Süreci sıralı şekilde anlatmamın ve sonunda Kocaeli uygulamasına da bağlamamın bir sebebi var. Bu bir salgındır; örneğin Kocaeli’nin ilçesi Gebze’de 15 TL’ye simit satılırken, yürüme mesafesindeki İstanbul’un ilçesi Tuzla’da daha ucuza mı satılacaktır?

Nitekim İstanbul’da şu anda 100 gram simit artık 15 TL’ye satılmaktadır.

Son 2 senede; Haziran 2022’de 3,5 TL olan simitin, Haziran 2024’te yüzde 329 artışla 15 TL’ye ulaşmasının hiçbir haklı gerekçesi yoktur.

Un, asgari ücret, kira ve diğer bütün girdilerin hiçbirinde yüzde 200 üzerinde bir artış söz konusu değildir. Zaten yetkili makamların olumlu görüş vermemesi de muhtemelen bundan kaynaklanmaktadır.

Elbette esnaf ve çiftçi bilinen küresel usuller ile desteklenmelidir. Ancak aynı şekilde korunması gereken tüketicinin cebinden aktararak değil…

Kaldı ki; kâr enflasyonu ile mücadele, maliyet ve talep enflasyonlarını önlemekten daha da kolaydır. Gerek ekmek gerekse simit için fiyat artış taleplerine onay beklemeden emrivaki uygulamaya geçen işletmeler için ruhsat iptali dışında çözüm yoktur.

“Simit fiyatına karışılmasın, serbest piyasa şartları işlesin” diyen açgözlü zihniyetin tek bir amacı vardır; daha az satarak bile daha fazla kazanmaktır. Acil gereken tedbir ise; satın alma gücünü kaybetmiş halkın en önemli ikinci gıdasını da her türlü koruma (fiyat ve kalite) altına almaktır.

Zira alternatifsiz bir gıda ürünü piyasanın insafına terkedilemez.

Devamını Oku
Yorum Yapın

Yorumunuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Advertisement

Ercüment Tunçalp

Çiftçi refahını koruyacak önlemler

Ercüment Tunçalp

Sürdürülebilir tarım için tarımsal hane halkının gelir ve yaşam kalitesini iyileştirmek ve de destekleri artırmak hayati derecede önemlidir.

Gerçi çiftçinin “köyden kente göç” çaresizliğini gündemden düşürecek ve kalıcı çözüm sağlayacak, devrim niteliğindeki “Köy Enstitüleri Projesi” 1938 yılında zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından başlatılmış, ancak siyasi kaygılarla uygulamanın ömrü çok uzun olmamıştı. Oysa çiftçi ailelerin eğitim düzeyini yükselterek onlara bilinçli üretim imkanı verecek, Türkiye’ye özgü bir projeydi. Yazının devamında anlatacağım başarılı tarım ülkelerindekine benzer eğitimin alt yapısı olabilirdi. İlkokul seviyesinde tarlada çalışarak başlatılan eğitim süreci orta ve yüksek eğitim seviyelerine taşınabilirdi. Okullar, tarıma elverişli 21 bölgede köy ilkokullarına öğretmen yetiştirmek üzere açılmıştı. Öğretmenler köylülere hem okuma yazma öğretecek hem temel bilgiler kazandıracak hem de modern tarım tekniklerini öğretecekti. Kitaba deftere dayalı eğitim yerine “iş için, iş içinde eğitim” ilkesi uygulanacaktı.

Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, arı kovanları, besi hayvanları ve atölyeleri vardı (Wikipedia). Ülke tarımı için yazık olmuştur.

Zira biz başkalarını örnek almak yerine, onlar bizi takip edebilirlerdi…

Bilinmesi gereken önemli husus, çiftçi refahı sağlanmadan, halkın refahı ve ülkenin kalkınması sağlanamaz. Zira kazanamadığı ve finansman sıkıntısı çektiği için tarladan uzaklaşan çiftçi sayısı arttıkça; düşen gıda üretimi artan nüfusu besleyemez. Dar bakış açısıyla sadece tarıma verilen desteklerin yeterli olması da beklenemez.

Yaşamın en büyük iki değeri ‘toprak ve su’dur. Hiçbir değerli maden; zeytine, cevize, limona, çaya ve fındığa tercih edilemez. Zira ağacı ve toprağı feda eden, suya da veda eder. Bütün gelişmiş ülkeler yeni tarım alanı yaratmak üzere kaynaklarını seferber ederken, hazır tarım alanları betona ve madene ikram edilmemelidir.

Bugün yaşadığımız gibi; üreticinin kazancını yetersiz bulması, tüketicinin de perakende fiyatların yüksekliğinden şikayet etmesi, hem üreticiyi hem de tüketiciyi satın alma gücü kaybında buluşturmaktadır. Bu durum normal mi?

Cevap belli olduğuna göre bu büyük kazancı (kârı) kimin götürdüğüne iyi bakmak gerekiyor. Buraya odaklanmadan bu kronik sorun çözülemez.

Bir televizyon kanalında; “Dubai’de satılan, ‘menşei Türkiye’ olan kırmızı soğanın 34 TL karşılığındaki fiyatı ile ülkemizdeki 60 TL’lik fiyatı” yan yana konarak gösteriliyor. Onlarca örneği daha kıyaslamalarımızda göstermiştik.

Nedeni çok basittir. Yurt içinde, sebze meyve fiyatlarının şişmesinde aracıların yüzde 45’e varan payları ve nihai tüketiciye ulaşırken uygulanan kâr marjlarının yüksekliği, “tarladaki 10 liralık ürünü tezgahta 100 lira” yapmaktadır.

BAE’ye ihraç edilen ürünü ise tüccar en kısa yoldan (üreticiden alarak) ve sıfır gümrükle market zincirine ulaştırmaktadır. Buradan çıkarılacak dersler olmalıdır…

Tarımda ölçek ekonomisi yetersiz olduğu için bize özgü meslek gruplarının oluştuğunu ve dağıtım kanallarını doldurduğunu daha önce konu etmiştim.

Dolayısıyla ölçek ekonomisinin sağlanması için kooperatifçiliğin sözde kalmaması gerekiyordu. Aynı durum et kategorisi için de geçerlidir. Hayvansal üretimde spekülatörlerin fiyatları şişirmesine mutlaka engel olunmalıdır. Bu vazgeçilemeyecek gıda maddesinin artık orta gelir grubunun da satın alma gücünü aşması, buna mukabil besici şikayetinin bitmemesi benzer çelişkidir.

Döviz bazında kırmızı et fiyatları en yüksek ülkeler arasındayız. Bu da kolay anlaşılır bir durum değildir…

Gelişmiş ülkelerde bizdeki gibi çiftçi çocuklarının aileyi terk ederek asgari ücretli bir işi tercih etmesi düşünülemez bile. Zira o ülkelerde fabrika ile tarla ve bahçe farklı görülmüyor ki…

Örneğin Hollanda’da çiftçi refahı; ileri teknoloji kullanımı, yoğun kooperatifçilik, sürdürülebilir tarım destekleri ve güçlü pazar erişimi ile sağlanmaktadır. Çiftçiler gelir ve refah açısından ülkenin en avantajlı gelir grupları arasında yer alırlar. 2022 yılı itibariyle çiftçi hanelerinin yüzde 56’sı Hollanda’daki en yüksek gelirli yüzde 20’lik dilim içinde bulunuyorlar. Sadece yüzde 6’sı en düşük gelir grubunda yer alıyorlar.

Dolayısıyla Hollanda modeli, çiftçiyi sadece üretim yapan değil, çevresel sürdürülebilirliğe katkı sağlayan ve piyasada güçlü bir işletmeci olarak konumlandırıyor. Bu sayede de küçük yüzölçümüne rağmen dünyanın en büyük 2. tarım ihracatçısı durumunu muhafaza ediyor.

ABD’de çiftçi refahı, USDA (Tarım Bakanlığı) destekli teknoloji transferleri ve doğrudan finansal koruma kalkanları ile sağlanıyor. En önemli fark; çiftçilerin bürokratik yaptırımlardan ve tarım arazilerinin kamulaştırılmasından korunarak, “stratejik vatandaş” statüsüyle desteklenmesidir.

Biz ise hâlâ rant uğruna kesilen zeytin ağaçlarını canı pahasına korumak isteyen çiftçileri yalnız bırakmaktayız. Tarım ve orman alanında maden sahası açmak sıradanlaşmıştır…

Dünyanın en iyi tarım üniversiteleri sıralamasında, Hollanda’nın ‘Wageningen University’ dünya lideri olarak kabul edilmektedir. İkinci sırada da ABD’nin ‘University of California, Davis’ bulunmaktadır. İki eğitim kurumunun da öncelikli ortak konuları çevre bilimleridir. Tarım, veterinerlik konularıyla birlikte uzmanlaşmış birer araştırma merkezleridir.

Sonuç olarak; sınıflarda değil, tarlada/bahçede çalışarak verilecek eğitimi esas alan yukardaki örnekler benimsenmelidir.

Sözleşmeli tarım yaygınlaştırılmalıdır. Zira üreticinin ve sanayicinin haklarını teminat altına aldığı gibi tüketiciyi de koruyan bir sistemdir. Kayıt dışını önleyen, dağıtım kanalını kısalttığı için üreticiyi gereksiz aracıların elinden kurtaran özellikleriyle çiftçi refahını da yükseltecektir. Daha ne olsun…

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

İki ülkede iki alışveriş (36) Hırvatistan

Ercüment Tunçalp

Hırvatistan, Güneydoğu Avrupa’da Balkan Yarımadası’nın kuzey batısında yer alan bir ülkedir. Komşuları; Slovenya, Macaristan, Sırbistan, Bosna- Hersek ve Karadağ’dır. Nüfusu 3,82 milyondur (Bursa ilimiz kadar).

Başkenti ve en kalabalık şehri Zagrep’in nüfusu bile 1 milyonun altındadır (623 bin). Yani Ümraniye ilçemizin nüfusundan daha düşük…

Siyasi olarak istikrarlı ve yüksek yaşam kalitesine sahiptir. AB üyesidir…

Suç oranı düşük, huzurlu bir yaşam için güvenli bir yerdir. Birçok Avrupa ülkesine göre fiyatlar daha uygundur.

  • Turizm, Hırvatistan gelirlerinin yüzde 20’sini oluşturur. Buna katkı sağlayan sadece deniz turizmi değildir. Yüzyıllardır özenle korunan mimarisi, Orta Çağ ruhunu hâlâ yaşatan otantik şehirleri, insanın içini huzurla dolduran adaları ve kilometrelerce uzunluktaki sahil şeridiyle çok farklı bir ülkedir.

Dubrovnik, adeta bir açık hava müzesidir. Her yıl milyonlarca turistin akın ettiği şehir, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Bunun anlamı; gelecek için benzer güzellikte sahil şeridine sahip olan bazı ülkelerin, betonlaşma uğruna turisti elleriyle bu ülkeye teslim edecekleridir.

  • Ev kiraları, Zagrep merkezde (1+1) 700-900 euro, merkez dışında 600-700 euro civarındadır.
  • Hırvatistan, milli gelirde dünyanın 73. büyük ekonomisidir. Ancak kişi başı gelirde 51. sıradadır. Şimdi bunun ne demek olduğunu daha iyi anlamak için bizim durumumuza da bakmakta fayda vardır. Türkiye, milli gelir büyüklüğüne göre dünyanın 16. büyük ekonomisidir ama kişi başı gelirde ise 65. sıradadır.

Dolayısıyla ekonomik büyüklükteki açık ara üstünlüğümüze rağmen, kişi başı gelirde 14 sıra alt basamakta olmamız, refah ve satın alma gücü farkının açık ifadesidir. Ve de dikkate alınması gereken önemli bir husustur.

  • Bu küçük ülkede yer alan market zincirleri; Konzum Plus, Lidl, SPAR, Plodine, Kaufland, Studenac ve Eurospin’dir. Müşteri başına satış tutarı yüksek olmasa, Bursa kadar nüfusa sahip olan bir ülkede 7 önemli zincir bulunamazdı.
  • Kişi başı geliri 2025 yılında 25.674 dolardır. Bizim kişi başı gelirimiz 2025 yılında 18.040 dolar çıktığına göre Hırvatistan’ın kişi başı gelirde yüzde 42 fazlası vardır.
  • Yıllık tüketici fiyat enflasyonu yüzde 3,7’dir. Bizim yıllık enflasyonumuzun yüzde 31 olduğunu da not edelim.
  • İşsizlik oranı Şubat 2026’da yüzde 4.7’ye inmiştir. Şubat 2026’da bizim işsizlik oranımız yüzde 8,5’dir.
  • Brüt asgari ücret 1.050 euro, net asgari ücret 800 euro civarındadır. Bizdeki net asgari ücret 531 euro olduğuna göre Hırvatistan’ınki yüzde 51 daha fazladır.
  • Ülkede ortalama maaş 1.450 euro‘dur. Bunu belirtmemin nedeni Hırvatistan’da asgari ücretle çalışan oranı yaklaşık yüzde 10 iken, Türkiye’de bu oran yüzde 53 civarındadır. AB ortalaması da yüzde 9’dur. Dolayısıyla o ülkedeki azınlığı temsil eden sembolik bir ücretle, bizdeki ortalamaya yakın bir ücreti kıyaslamış oluyoruz. Bunu da önemli bir fark olarak kenara not edelim.

Şimdi market fiyat kıyaslamalarına geçebiliriz…

  • Hırvatistan fiyatları LIDL’dan, Türkiye fiyatları iki büyük ulusal zincirlerimizden alınmıştır. Alışveriş tarihi 19 Nisan 2026’dır.
  • Güncel euro kuru 52,90 TL’dir.
  • 31 ürünün yer aldığı listede; Türkiye fiyat tutarı yüzde 40 daha fazladır.
  • 12 üründe ucuz çıkmamıza rağmen, pahalı kaldığımız 19 ürünün 7’sinde euro bazında aşırı fazlalığımız vardır. Ayçiçek yağında yüzde 127, dana kıymada yüzde 138, dana biftekte yüzde 95, yeşil elmada yüzde 170, meyveli yoğurtta yüzde 120, tereyağında yüzde 67, duş jelinde yüzde 400 pahalı çıkıyoruz.
  • Hırvatistan tüketicisinin geliri yüzde 51 fazla iken, bizim tüketicimiz aynı alışverişe yüzde 40 daha fazla ödüyor.
  • Biraz daha açalım. Bizim vatandaşımız geliri ile bu alışverişi ayda 3 defa tekrarlayabilirken, Hırvatistan vatandaşı aynı alışverişi ayda 6,2 defa yapabilmektedir. Başka bir ifade ile bizim vatandaşımız gelirinin yüzde 34’ü ile bu alışverişi yapabilirken, Hırvatistan vatandaşı gelirinin yüzde 16’sı ile bu alışverişi yapabiliyor.

Sonuç olarak; önceki yazımda da belirttiğim gibi şimdiye kadar kıyaslama yaptığımız 20 önemli ülkeden döviz bazında daha pahalı alışveriş yapmaktayız. Üstelik işin içine bu alışverişleri hangi gelirle yaptığımız da girince, satın alma gücümüzün ne kadar gerilediği de ortaya çıkıyor.

Yukarda görüleceği üzere sadece market alışveriş tutarlarını karşılaştırmıyoruz.

Birçok değişik gösterge ile sağlamasını da yapıyoruz. Tamamı da (nüfus, kişi başı gelirler, asgari ücretler, bu ücretle çalışan oranları, işsizlik oranları, kiralar, enflasyon oranları gibi) hemen hemen aynı sonuca ulaştırıyor.

Gelecek yazıda Avrupa’nın en düşük kişi başı gelire sahip ülkesi olan Moldova’yı konu edeceğiz. Bakalım satın alma gücü olarak hangi sonuçla karşılaşacağız?

 

Not: En çok merak edilen ABD ve Almanya alışverişleri için belli aralıklarla buraya kısa eklemeler yapacağız. İşte “Almanya’da 5 euroya ne alınır? karşılığında bu alınanlara Türkiye’de kaç euro ödenir?” kıyaslamamız…

  • İki arkadaş (vlogayel) REWE’den 4,70 euro tutarında 6 kalem ürün aldılar. (2 adet kruvasan 18 €, 1 adet donut 0,69 €, 400 gr muz 0,79 €, 500 ml kefir 0,89 €, 250 gr yoğurt 0,30 €, 500 ml meyve suyu 0,85 €).
  • Aynı ürünler için Carrefour alışveriş toplamı 334 TL karşılığı 6,33 € (2 adet kruvasan 120 TL, 1 adet donut 50 TL, 400 gr ithal muz 52 TL, 500 ml kefir 49 TL, 250 gr yoğurt 28 TL, 500 ml meyve suyu 35 TL).
  • Neticede, Almanya’da 4,70 euroya alınan ürünler, Türkiye’de yüzde 35 farkla 6,33 euroya alınabildi.
Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Gıda tedarik zinciri alarm veriyor!

Ercüment Tunçalp

Tedarik zinciri, mal ve hizmetlerin ilk duraktaki üreticiden son duraktaki tüketiciye ulaşana kadar gerçekleşen süreçlerin tümüdür.

Bu çalışmaları daha çok meyve sebze ve süt ürünleri kategorilerinde yaşamış ve karşılaşılan güçlükleri duyurmuş bir kişi olarak yukardaki basit tarifi uygun buldum. Karmaşık yapının anlaşılmasını daha da zorlaştırmak istemedim.

Planlama, satın alma, malzeme temini, üretim, ambalajlama, taşıma, doğru depolama ve stoklama, envanter, dağıtım, satış ve bu sürecin sigortası yerine geçen müşteri ilişkileri yönetimi zincirin halkalarıdır.

Tedarik zincirinde başarılı sayılabilecek bir yönetim, müşterinin beklediği siparişleri en hızlı şekilde, eksiksiz, doğru kalite ve doğru fiyatla ulaştırabilendir.

Üzülerek belirtmeliyim ki; verimlilik, maliyet kontrolü gibi konulara yönelmek yerine, genelde “kısa günün ticareti” tercih edilmektedir. İlk iyileştirilmesi gereken husus budur. Dolayısıyla hedefe gidiş doğru kurgulandığında, önemli avantajlar sağlayan ve bir kısmının müşteri ile paylaşılmasına imkan veren, böylece rekabette öne çıkmayı da mümkün kılan prosedürler belirlenmelidir.

Yıllar önceye dair bir ‘domates tedarik süreci’ örneği vereceğim. Domates en çok satılan ve en fazla fire veren (yaz aylarında) ürün olduğu için gündeme alınmıştı. İyileştirme konusu fireyi azaltmak olduğundan önce problemleri tespit etmiştik.

  • Mersin deposunda çalışan işçilerimize ayıklama, boylama ve paketleme eğitimleri uyguladık.
  • Taşınan sandıklar tam standart değildi ve nakliye esnasındaki sarsıntıda ürüne baskı yapıyordu. Sandıkları değiştirdik.
  • Meyve sebze taşımada uzmanlaşmamış nakliyeciye (kamyon bulamasak bile) yük vermedik, ürünü bir gün bekletmeyi göze aldık.
  • Depolardaki indirme ve şubelere sevkiyat işlemini yapan personeli eğittik.
  • Bunun dışında eğitim programına şubeleri de dahil ederek, stok seviyelerinin doğru tespit edilmesini ve zamanında sipariş verilmesini sağlayarak (sürekli ölçerek), hem yok satmaları önlemek hem de nakit akışına ve kârlılığa olumlu katkı yapmak mümkün olmuştu. Çalışma neticesinde fireler yüzde 60 oranında azaltılmış ve bu tasarruf fiyatlara yansıtılarak tüketici ile paylaşılmıştı.

Dolayısıyla hangi konuda iyileştirme isteniyorsa ilk aşamada o konuda mevcut durum analizi yapılması zorunludur. İkinci aşama, analize dayalı olarak problemi belirlemektir. Üçüncü aşama, sorunun çözülmesi için gerçekçi hedefin belirlenmesidir. Dördüncü aşama, bütün ekip üyeleriyle birlikte strateji belirlemektir. Beşinci aşama, iyileştirme sürecinin etkinliğini belli sürelerde (üç aylık/yıllık) ölçmek ve hedefe hangi mesafede olunduğunu anlamaktır. Son aşama da başarıyı kutlamaktır.

Buraya kadarı çalışmanın küresel standardıdır. Ve bu kadarı bize yetmez.

Kalite kontrol ve fiyat kontrol, tedarik zinciri içinde yer alması gereken önemli duraklardır. İşletmeler nezdinde eksikliği duyulduğu için bu iki faaliyet kamu denetimine ihtiyaç göstermektedir. Üzücüdür ama iyileştirmenin kolay olmayan kısmı da burasıdır. Zira talep yüksekliği nedeniyle fiyat rekabetinin dikkate alınmadığı çok açıktır. Örneğin Milka 100 gr çikolatanın iki ayrı satış noktasında 159 TL ve 79 TL fiyatlara, Fiskobirlik 300 gr fındık ezmesinin üç ayrı satış noktasında 140 TL, 198 TL ve 375 TL fiyatlarına rastlamak tesadüf değildir. Olayın bir başka boyutu daha var. Büyük bir ulusal zincir, insert içinde 369,90 TL indirimli fiyatla yer verdiği Balparmak 460 gr çam balını mağazalarına göndermiyor. En büyük 2 hipermarketine ve 10 civarında da normal marketine (en küçükler değil) bizzat giderek rafta bulunmadığını tespit ettim. Bu örneklerin daha onlarcasına rastlamak artık sürpriz değildir.

Meyve sebzedeki fahiş fiyatlar da kendiliğinden oluşmuyor. Yıllardır meyve sebze dağıtım kanallarının çok kalabalık olduğunu ve sadeleştirilmesi gerektiğini söylüyorum. Ancak biz aracı sayısı azalsın derken, tersine yeni aracılar sisteme dahil oluyor. Televizyonlarda sürekli olarak “tarlada 30 lira olan ürünün markette nasıl 270 lira olduğu” sorgulanıyor.

Son yıllarda bazı market zincirlerinin kendi aracı firmaları devreye girdi.

Buradaki amaç bir koyundan 2 post çıkarmaktır. Böylece zaten yüksek olan perakendeci kârı kardeş payı ilavesiyle 2 kata çıkmakta ve bu şekilde fiyatlardaki esas şişme dağıtım kanalının son 2 aşamasında gerçekleşmektedir.

Sonuç olarak; meyve sebzede, tarla-market arasında 10 kata ulaşan fiyata artık kimse şaşırmasın. Zira fahiş fiyatın bahanesi çoktur. Mazota zam, don olayı, dolu olayı, aşırı sıcakların hepsi veya bir kısmı rahatça öne sürülebilmektedir.

Oysa elimizde bütün bu bahaneleri geçersiz kılacak bir araştırma sonucu vardır. Ekonomi Gazetesi raporuna göre; son 1 yılda Antalya ve İstanbul hallerinde 10 çeşit sebze ve meyvenin fiyatı (sivri biber, brokoli, çilek, domates, hıyar, ıspanak, limon, patates, soğan) ortalama yüzde 97 artmış. Ancak aynı dönemde ve aynı ürünlerde, üretici fiyat artışı yüzde 36,09 olmuş.

Peki hepsi bu kadar mı?

Üreticiden direkt alım yapan bazı perakendecilerin (aracı firmalarıyla birlikte), halden alım yapmış gibi tüketici fiyatı belirlediklerini de görüyoruz. Üretici ve tüketicinin birlikte mağdur edildiği bu sistemde, fiyatların hangi aşamalarda şiştiği çok net bellidir…

İşte bir koyundan çıkarılan 3. postta bu şekilde gerçekleşmektedir.

Yıllardır gıdada fiyat seviyelerini esas yükselten unsurun, TÜFE üzerine eklenen ‘fırsatçı enflasyonu’ olduğunu boşuna söylemiyorum. Sadece inandırıcılığı artırmak adına Ekonomi Gazetesi raporuyla desteklemeyi de uygun buldum.

Devamını Oku

Ercüment Tunçalp

Ercüment Tunçalp

POPÜLER